5 Şubat 2010 Cuma

Belki Değmiştir

Bazen, her şey çok daha güzel gözüküyor değil mi ? Mesela gözlerimizi gerçeklere kapatıp, hayallere daldığımızda...Olmayacak mucizeleri, altı yaşındaki çocuklardan daha büyük bir hevesle beklemeye başladığımızda...Huzurumuzu, en yapmacık gülüşlerin içinde buluduğumuzda...

Umarım gözleriniz uzuın bir süre daha açılmaz. Dışarısı çok karışık...Her geçen gün daha da karışıyor. Siz, kendinizi bıraktığınız yerde kalmışken, diğer bıraktığınız her şey çözülemez düğümler hâline gelmeye devam ediyor. Ya, büyük bir kararlılıkla gözlerinizi açmalı ve her şeyi düzeltmelisiniz ya da hayal dünyasında yolunuza devam etmelisiniz. İkinci seçenek çok daha basit ve güzel gözüküyor. Yine de, her hayalin de bir sonu olduğu kesin. Hayallerinizi, elinizden geldiğince telefonda tutmaya çalışın...

Benim bir sırrım var...Söylememek için elimden geleni yaptım ama artık söyleyebilirim. İşte sırrım...Hepimiz çok büyük yanlışlar yapıyoruz. Umrumuzda değil...Ne yaparsak yapalım, umursamıyoruz bile. Bize ait olmayan zamanları kıskanır oluyoruz bir süre sonra. Kıskançlık duygusu yerini bir süre sonra kine bırakıyor...Kin duygusu fazlasıyla enjekte edilmiş kanımıza. Atmak içince hiçbir çaba göstermiyoruz. Çünkü, bir süre sonra en büyük beslenme aracımız oluyor o duygu...Vazgeçmek için çok geç oluyor. Kin, bizim en kudretli yaşama sevincimiz oluveriyor bir anda.

Ne istediğimizi bilmiyoruz çünkü kim olduğumu her geçen gün biraz daha fazla unutur olduk. Birisinden nefret mi ederiz, yoksa çok fazla değer mi veririz ?.. Çekinir miyiz, yoksa kendimizi en fazla onun yanında mı rahat hissederiz ?.. Bizimle beraber gülmesini mi bekleriz, yoksa sadece onun üzüntüsüne sevincimizle ortak mı olmak isteriz ?.. Kısacası, o kişiye ya da kişilere karşı kindar mıyız yoksa sevgimizi her an paylaşmak mı isteriz ?

Unutmuşuz güzel olan her şeyi...Düşünüp, biraz olsun hatayı kendimizde aramayı unutmuşuz. Yeni yetme günleri, yılların emeğine tercih eder olmuşuz. Her şeyin acısını, yanımızda olmak isteyen gerçek kişilerden çıkarmaya başlamışız. Kaybettiğimiz mutluluğu bulup bize getiren kadim dostlarımızı en arkalara oturtmuşuz. Bize özel olan tüm oyunları, teker teker başkalarıyla oynamışız gizlice. Aldatmanın zevkine varınca, bırakmak istememişiz bu duyguyu.

Kullanıp attık çoğu şeyi...Kimimiz çok uzun dayandı, kimimiz bir kaç saatlik ömrüne elinden geldiğince sevinç sıkıştırdı. Bir umutla bekledi sonra...Belki biraz daha dayanabilirim dedi içinden ama nafile...Hoşumuza gitti herkesle oynamak. İpler bizim elimizdeydi...İstediğimiz kadar hile yapabilirdik çünkü kimse bir şey diyemezdi. Konuşan olursa hemen çöpe attık. Çöp kutusunun, ne kadar dolduğunu farketmedik bile.

Çöplerimizi temizlemedik...Bir başkasının gelip temizlemesini bekledik. Daha önce, defalarca başkalarına temizletmiş olmamız bizi rahatlattı. Kendi sorunlarımızın bile başkalarının tarafından halledilmesini bekler olduk. O kadar fazla kirlendiki odamız, önümüzü göremez olduk. Kimse bize yardım etmedi ve iş başa düştü. Tembelliğimizin önüne geçemedik ve kolay yolu seçip, bütün odayı ateşe verdik. Başka bir yerde kalmak için yola koyulduk. Odamızda, unuttuğumuz bazı şeylerin olduğunu aklımızın ucundan bile geçirmedik.

Bazen anlık isteklerimizi, genel isteklerimize tercih edebiliyoruz. Sadece o anın tadını çıkarabilmek adına, bütün bir geleceği çöpe atmak bizim için sorun değil. Aynı hataları tekrar tekrar yaptık. Merak ettiğimse şu...Gerçekten, bütün bunların hepsine değdi mi ? Benim cevabım, hayır...

Lazlo Bane - Superman

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder