31 Ocak 2010 Pazar

Ocak Ayında "Oz" Ne Öğrendi ?

Yılın ilk günü, son günü kadar eğlenceli başlamazmış. Özellikle, dışarıda değilde belirli bir yerde toplanıp saçma sapan eğlenme merakı, ertesi günün sabahında hatırlanamayanlarla dolu oluyormuş. Evet bahsettiğim şey alkol...Henüz alkol kullanmayacak kadar velet durumdayken bile, içtiğim zamanlarda fazla abartmamam ve nerede duracağımı bilmem gerektiğini kendi kendime tembihlemiştim. 2010'un ilk günündeyse, içmeyi bilmeyenlerle içmenin ne kadar uğraş gerektirdiğini öğrendim. Çok fazla derine inmeye hiç gerek yok ama, evde çakma yılbaşı partisine gerek yokmuş. İki daire olarak sıramızı savdık. 364 gün sonra başka bir evde, başka bir rezilliği, gönül rahatlığı ve kahkahalarla izlemek üzere, hoşçakalın.

Açlık durumuda, kraker yemek oldukça etkili oluyormuş. Açlığı bastırması bir yana, önünüze yemek geldiğinde bile kendinizi tok hissedebiliyormuşsunuz. Tabi bu ne kadar kraker yediğinize bağlı...Sanırım açlığı yatıştırması için bir paket, kendinizi iyice tok hissetmeniz için iki paket, tüm günü kurtarabilmeniz içinse dört paket yeterli olur. Ama yanında sıvıda tüketmeniz önerilir...Yoksa olacaklara ben karışmam.

Sigara zammı, öğrencileri birbirlerine kenetliyormuş. Gençler, "Toplu Sigara Azaltma Dayanışması" adı altından birbirlerine destek olup cesaretlendirebiliyormuş. Tabi bu dayanışmanın işe yaradığını farkettikten yarım saat sonra ödül sigarası içmeleri garipsenebilir. Hadi ödül sigarasını anladımda, hâli hazırda sigara içmeyen adam bile kendini ödüllendirmek için niye sigara içer henüz çözemedim.

Saat 16:00 ile 18:00 arasında, Sakarya'dan otobüsle İstanbul yoluna koyulmak pek doğru bir tercih olmuyormuş. Yola koyulduğunuz takdirde kendinizi, mesai bitiminde, E-5'in ortasında ve İstanbul'un dillere destan trafiğinde bulabiliyormuşsunuz. Teşekkür ederim canım ben almayayım.

Otobüsle; Kadıköy'den Taksim'e gitmek, Beylikdüzün'den Taksim'e gitmekten daha kısa sürüyormuş. Bunu öğrenmek ne işime yarar bilmiyorum ama nedense saatlerdir aklıma geliyor bu durum. Bu öğretiyi güzel bi amaç için kullanabilmeliyim !

Yıllardır hiç konuşmadığın birisiyle konuşmak cidden çok sıkıntılı olabiliyormuş. Herkesin başarabileceği birşey değilmiş. Sahte sorular sorabilme, uzunca yorum yapabilme, sohbetin gidişatını kestirebilme, konuşmanın sonunu oldukça uygun bir şekilde getirebilme yeteneklerine sahip kişilerin başarabileceği şeylermiş. Bi' dakka...Biri benden mi bahsetti ? Vallaha da aynı ben ! (bkz: ahhhahahah)

Tavada yumurta yapmayı öğrendim la ! Çok mutlu oldum ama ya ! Tamam, yumurta yapmayı az çok biliyorduk ama artık işin bildiğin gurmesi oldum, hissedebiliyorum. O zaman, bundan sonra tüm konuklarıma benden omlet ! Valla bitirmeden bırakmam ona göre. Aaaaa, yok valla olmaz ! Ya en azından bir tadına baksaydınız ? Oturun lan ! Bitecek o yumurta ! (bkz: heyecandan kayışı koparmak)

Kar yağdı ve ben anladım ki, kimse kar yağmasına sevinen insanlardan haz etmiyor. İnsanlar çıldırmış, insanların kafası güzel, insanlar kıskanç. Pencere kenarına oturup, kahve eşliğinde kar yağışını izlemek varken, tek yaptıkları karda yürüyen insanlara laf atmak. Garip...Garip ve üzücü. Cidden üzüldüm şimdi ha...Gelin gelin...Kar eğlencelerine katılamayanlarla kardan adam yapacağım. Tamam ya havuçta benden !

İnsan ailesinin yanındayken, başka bir yerde olduğu zamandan daha az şey öğreniyormuş. İlginç bir tespit olduğunu düşünmekteyim. Oz Teoremi Vol.2 olarak kayıtlara geçsin isterim.

Patrick Watson - The Great Escape

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder