21 Şubat 2010 Pazar

On Dördüncü Baskı

Dedeme gittim. Uzun uzun konuştuk. Yanlışlıkla ağzımdan para meselesini kaçırdım. Yardım etmek istediğini söyledi ama kabul etmedim. İnat etti ama benim de geri adım atmaya niyetim yoktu. Konuyu geçiştirdim çünkü onu ziyaret etmemin nedeni para değildi. Özlemiştim...Garip bir şekilde dedemi özlemiştim.

Her gidişimde biraz daha kötü hâle geldiğini görmek beni üzüyor. Bazen dediklerini anlamakta güçlük çekiyorum. Ağlamaya başlıyor bazen. Birçok şeye ağlıyor...Çocuklarına yeteri kadar sahip çıkmadığından bahsediyor. Torunlarını çok fazla tanıyamadığından dert yanıyor. Ancak sıra bana geldiğinde daha fazla duygulandığını görebiliyorum. Çünkü, bütün torunları ona ilgi gösterirken sadece ben bugüne kadar onunla yakınlık kurmaya çalışmadım. Bu durum onu daha çok üzüyor.

Neden diye soruyor bana...Neden hasta olduğunu öğrendimde gelmeye başladığımı soruyor. Ailemden geriye sadece onun kaldığını söylüyorum. Teyzemler bana cephe almış durumda...Dayılarımı en son gördüğümde, beni öldüresiye dövmek için can attıkları suratlarından belli oluyordu. Bir kardeşe sahip olduğumu daha yeni öğrendim. Babamsa şuanda bana en yakın olan kişi ama aslında aramızdaki mesafe oldukça fazla. Bu yüzden geriye birtek dedem kaldı.

Teyzem yemek hazırlıyor. Evde benim ve dedem dışında üç kişi daha var. Hazırlanan yemek için sofraya üç tabak konulması, benim artık istenmediğimin belli edilmesi demek oluyor. Dedemi öpüyorum ve ona sarılıyorum. Yattığı yerden kalkmaya çalışıyor ama engel oluyorum. Gözlerinin dolduğunu görüyorum. Kulağıma yaklaşıyor ve birşeyler fısıldıyor..."Kafana not düş oğlum...Sen sussanda, ben seni biliyorum ve anlıyorum.". Bende onun kulağına birşeyler fısıldıyorum..."Sen de unutma dede...Seni dün sevdiğimden daha çok seviyorum. Ve yarın, daha fazla seveceğim.". Üzüntüyle gülüyoruz. İkimizde her zamankinden daha pişmanız...Birbirimizi bugüne kadar hiç tanıyamadığımız için.

Yola koyuldum...Nereye gittiğime dair hiçbir fikrim yoktu. Tek yaptığım yürümekti. Tek başıma bir yerlere oturup zaman geçirmekten oldum olası nefret etmişimdir. Bu yüzden tanıdık bir yüz görene ya da kendi evime gidene kadar hiçbir yere oturmayacağım kesindi.

İşin bu kısmı biraz garip. Gerçeklikten yoksun olabilecek kadar garip hem de. Tamam olay şu...Ayağım kaldırıma takıldı, tökezledikten sonra kafamı kaldırır kaldırmaz önümde bana doğru yürüyen biri olduğunu gördüm ve çarpışmamak için hemen yan tarafa kaydım. Ardından ayakkabımı silmek için biraz durdum ardından yürümeye devam ettim. Tam sağ tarafa dönüp kalabalıktan ayrılacakken birisi benden ateş istedi. Bulmam biraz vakit aldı ama sonunda bulup verebildim. Teşekkür edip gitti...Çakmağımı tekrar cebime koyduktan sonra birisinin bana seslendiğini duydum. Net bir şekilde tanımlayamadım ama son günlerde özlediğim bir ses olduğu kesindi...

Lenny Kravitz - I'll Be Waiting

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder