Bir aylık tatilden sonra, kendi evinize döndüğünüzde kötü olaylarla karşılaşabiliyormuşsunuz. Ödenmemiş faturaların getirisinde; su, doğalgaz, elektrik kesintileri başınızı ağrıtabiliyormuş. Mum ışığında romantik bir gece geçirmek zorunda kalabilirmişsiniz.
Yine tatilden sonra, sabah saatlerinde başlayan derslere gitmek sıkıntılı oluyormuş. Uykunuzdan uyanmak zor gelebilirmiş. Uyansanız bile "Amaaaan...Gitmeyim bu derse, sonrakine giderim." diyebiliyormuşsunuz.
Paranın kıymetini bilipte harcamak zor zanaatmiş. Parasızlık, harcamaların hesabını yaparken "Oh be ! Neyse ki şubat ayındayız. 28 gün sonuçta...3 gün erken geçecek para elime." tarzı küçük hesaplarında peşinden koşmanıza sebebiyet verebiliyormuş. Yaptığım hesaplara göre, gün başına maksimum para harcama limitimle, kalan gün sayısı arasında iki günlük bir fark var. Bir hafta öncesinde bu açığın altı gün olduğunu düşünürsek, iyi yolda olduğumu gözlemleyebiliriz. Tutumlu ol Oz, tutumlu ol !
Salı günleri toplam on saat dersi olan bir kişi için, gün hiçte kolay geçmiyormuş. Araya topu topu bir saat ara koyan ders programına önce teşekkür ardından da en ağırından küfür edilirmiş. Bölüm başkanının ellerinden öpülürken, yüzüne de tükürmek istenirmiş. Ayakta kalmak için tüketilen kahveler de derste sıkışmanıza sebebiyet verirmiş. Haftanın tek gününde bile bütün haftanın yorgunluğunu hisseden Oz, beyninde hissettiği son sinir hücrelerini de kaybetmek üzereymiş.
Kabuklu badem süper bir şeymiş...Normalde bademe karşı pek sempatik yaklaşmayan kişiler için birebirmiş. İnsanın yedikçe yiyesi geliyormuş. O zaman, bademe badem demem, kabuklu olmayınca. Ayrıca da, kabuklu olman beş para etmez, bende ki bu aşk olmasa. Son olarakta, Türküm, doğruyum, çalış...Yok bunun pek bir alakası olmadı.
Güncel olaylara farklı şekillerde bakan iki tip insan oluşmuş günümüzde. Birincisi, gerçekten ne olup ne bittiğini bilmeden körü körüne o grubu destekleyen kesim. İkincisi, ne olup bittiğini bilsin ya da bilmesin o kesimi hiç sallamayan bir de üstüne üstük dalgasını geçip hayatına devam eden kesim. İkinci tipteki insanlara daha çok saygı duyuyorum ben aslında. Ha birde, ikinci tiptekilere daha çok küfür ediyorum tabii ki. Daha çok ve daha ağır. Hatta daha ağır. Bir tanesini yazayım mı şimdi ? Neyse hadi yine ucuz kurtuldunuz ha.
Perşembenin sabahında okulun bitmiş olması biraz garip olabiliyormuş. İnsan günleri karıştırabiliyor ve gereğinden çok daha fazla tatil yapabiliyormuş. Bu kadar fazla boş vakit bana bile fazla. Bölüm başkanı cuma gününede ders koysun fan kılap !
İki hafta boyunca İstanbul'a gitmek can sıkıntısına sebebiyet verebiliyormuş. Hiç gerek yok bu kadar haşır neşir olmaya. Kabul edelim İstanbul...İkimizde gizliden gizliye birbirimizden birazcık nefret ediyoruz.
Çocukken anlayamamışız ama aslında He-Man cidden büyük adammış. Sabaha karşı izlenebilecek programlardan en makul olanı He-Man olsa gerek. Özellikle de bölümün sonunda, çocuklara hayat dersi veriyor olması...Sen git, dünyayı kurtar milletin hakkından gel, ondan sonrada "Çocuklar...Kavga kötü bir şeydir. Sakın etmeyin ha tamam mı ?" gibisinden öğütler ver. Ama işte son lafı her şeyi açıklıyor..."Bu bölümde izlediğiniz gibi, söylediklerimi zor yoldan öğrenmenize gerek kalmasın." diyor. Yani aslında He-Man bölümlerinin amacı, sonunda verilen öğütlere örnek göstermek içinmiş. Ya da ben mi yanlış anladım acaba ?
Kedilerin heyecanla beklediği mart ayını, daha fazla bekleyemediği çok belli. En azından Sakarya'nın kedileri, işe çok erken koyuldular. Ya tamam hadi yapsınlar etsinler iyi güzelde, gecenin bir körü bu kadar yüksek sesle de olacak iş değiş bence. Yani uyuyan var uyumayan var. Rahatsız oluyoruz. Gidin başka yerde görün işinizi. Hem sonra bak, gözlerinden okuyabiliyorum milletin de canı çekiyor. Sonra evde sürekli arkasını kollayarak yürümek zorunda kalan ben oluyorum !
Nickelback - If Today Was Your Last Day
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder