14 Şubat 2010 Pazar

Yaşam Şehrin

Bir şehir düşün...İsmi önemli değil. Önemli olan, senin doldurdukların. Şehrin her yanına koyduğun kişiler, caddeler, sokaklar, kafeler, barlar, tekel bayiileri, berberler, alışveriş merkezleri, pastaneler, evler, sinema salonları ve bunun gibi birçok şey. Neyle doldurmak istersen ondan koy şehrine. Böylece aynı şehir içinde, milyonlarca farklı yaşam şehri olsun.

Hayatı sorgulamak çok saçma...Yani, en ufak olumsuzlukta "Hayat dediğin nedir ki ?" ya da klasik "Ah hayat ! Beni neden yoruyorsun ?!" sitemlerinde bulunmaktan vazgeçmeli. Hayat, sen nasıl istediysen, o kılıkta karşına çıkan eski bir arkadaşındır. İstediğin düzeni kurarsın, arkadaşlarını seçersin ve şehrini doldurursun. Hayat, senin istediğin birçok şeyi yapar ve çekip gider. Gerisi sana kalmıştır. Yine de, yanlış yaptığımız seçimler için hayata lanet okumaya devam ederiz. Sihirli lambadan çıkan cine küfür etmek gibidir...

Herneyse...Hayata bazen ben de küfür ediyorum ama sonrasında da oturup bir şeyleri benim yerime hayatın değiştirmesini beklemiyorum. Çünkü değiştirmez biliyorum. Hâla deneyen var mı bilmiyorum ama ben yıllar önce beklemeyi bıraktım. Hayat konusuna bu kadar dalmamak lazım. Hem, bundan bahsetmek istemiyorum ben.

Sempati bekler insan...Kendi şehrine davet ettiği kişilerden biraz daha ilgi bekler. O ilgiyi gördükçe daha da fazlasını ister ve daha fazlasını ve daha fazlasını...Ama bahsettiğim sempati beklentisi farklı biraz. Herkese gösterdiğin semaptiden biraz daha farklısını ister. Özel hissetmek ister ama her zaman değil. Bazen, sadece ihtiyaç duyar. Birazcık daha fazla ilgi ister.

Bazı şeyler olmalı...Öyle bir şey yapmalısınız ki, karşınızda ki gerçekten özel hissetsin kendini. Ama sadece ona yapmış olmalısınız. Herkese yaptığınız ya da gösterdiğiniz ilgiden farklı olmalı. Öyle olmalı ki bir anlamı olsun. Gösterilen bu ilginin, sadece kendisine karşı olmadığını anlarsa kötü olur çünkü. Küçük mutlulukların, sadece kendisiyle değil de büyük bir toplulukla beraber büyüdüğünü görmek istemez. Haklıdır da...

Duyguların oturması uzun sürer. Kafalar karışır, yanlış kararlar verilir, kim ve nerede olduğun unutulur, içinden sadece kaybolmak gelir. Bir anda, kimse görmeden kaybolmak...İnsanların sizi merak etmesini istersiniz. Özlenmeyi hayal edersiniz...Sonuçta hepsi sizin davetlinizdir ve sizin alanınızı işgal ediyorlardır. Sizi merak etmeleri, özlemeleri gerekir. Tek istediğiniz biraz ilgidir ama kimse size o ilgiyi vermeyecektir.

Başka bir gün, başka bir sorunu peşinden getirmeye başlar. Konuşamazsın çünkü konuşmak için zamanında özenle seçip, küçük şehrine yerleştirdiğin insanlar ya başka şeylerle meşguldür ya da sizin düzeninizi beğenmeyip çoktan terk etmişlerdir sizi. Kendinizle konuşmak artık yetmemeye başlamıştır ama geriye başka bir şansınız da kalmamıştır. Yapacak başka bir şey yoktur...Oturursunuz, biranızı elinize alırsınız, zarları atarsınız, monopoly oynarsınız...Sorunlarınızı halletmek için başka bir güne söz verirsiniz kendinize. Daha önce, onlarca kez söz verdiğiniz gibi...

O kadar gariptir ki bazen...İnsan ne hissettiğini bilmez. Ne diyeceği ya da ne söylemesi gerektiği hakkında en ufak bir fikri yoktur. Nereye adım atacağını unutur. O kadar gariptir ki....Bazen, insanın kendi kurduğu şehirde bile gidecek bir yeri yoktur.

Simple Plan - When I'm Gone

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder