17 Şubat 2010 Çarşamba

On Üçüncü Baskı

- Sonuç olarak oturduk. Kahve içtik. Çok zevkliydi. Müzik zevkimiz harika. Filmlerden bahsettik biraz. Hatta ve hatta NBA hakkında yorum yaptık. Sacramento Kings hayranıymış ve televizyonda yayınlandıkça maçlarını takip etmeye çalışıyormuş. Geçen günkü 76ers faciasını anlattım ona ve biraz dalga geçtim. 76ers'tan nefret edermiş. İnanabiliyor musun ?! Kim 76ers'tan nefret edebilir ki ? Tamam belki bu ara...

- Bir dakika susar mısın ? Sorduğum soru bu değildi.

- Tamam afedersin. Soru neydi ?

- Kızın karşısına bu hâlde mi çıktın ?

- Hâlimde ne varmış be ?

- Dudağının patlamış ve kaşının açılmış olduğunu düşünmezsek birşeyin yok tabi. Ha birde, gözünün altındaki minik morartıyı saymazsak. Ayrıca dudağın iki farklı yerden patlamış. Bilmem farkında mısın...

- Seninle görüşene kadar üçüncüsü kapandı. Onu da görmeni çok isterdim.

- Sorumun cevabı ?

- Evet...Onunla bu şekilde görüştüm.

- Peki ona ne anlattın ?

- Gece eve yürürken kadının birini taciz eden üç adam gördüğümü ve onları kadını rahat bırakmaları için uyardığımı söyledim. Hikayenin geri kalanını tahmin edebiliyorsunudur umarım.

- Bu, bu çok komik...İnandı mı ?

- Ah hadi ama...Ben harika bir yalancıyım. Öyle harikayım ki, birisine gidip asıl annesinin aslında babası olduğunu söylesem bile inanır.

- Bu konuda hakkını vermek gerek evet.

Can kuşkusuz ki en rahat konuştuğum arkadaşım. Her şeyimi ona anlatabilirim çünkü o da bana her şeyini anlatıyor. Birbirimizi dinliyoruz...En kötü anımızda bile birbirimizi neşelendirmesini başarıyoruz. Aynı zamanda kafenin diğer ortağı. Aramızda ki tek sorun ise para meselelerinde oluyor.

- Peki, şu para işini ne yapacaksın ? On bini biraraya getirebilecek misin ?

- Ben de seninle bu konuyu konuşmak istiyordum. Bak bu işin sonu nereye gider bilmiyorum. On bini verdiğim zaman bu sefer de yirmi bin isteyeceklerdir. Kaçmak için her yolu denedim. Bugüne kadar borç takıp izimi kaybettirdiğim kişilerin haddi hesabı yok bunu sen de biliyorsun. Ancak, bu kez kurtulabileceğimi sanmıyorum. Nasıl başarıyorlar bilmiyorum ama bir şekilde beni buluyorlar ve ben de artık kaçmayı bıraktım zaten. On bini vermem lazım. Bu yüzden, şu kafenin gelirinin tamamını bu ay ben alabilir miyim diyecektim.

- Böyle birşeyin olmayacağını biliyorsun değil mi ?

- Hadi ama Can...Sadece bu ay. Söz veriyorum geri ödeyeceğim. Diğer aylar benim payımdan kesinti yaparız ne dersin ?

- Bana zaten hâla beş bin borcun var. Ben bunun lafını bile etmiyorum artık çünkü istemiyorum. Ama bu kez olmaz...Bunu unut ! Kendi payımı sana veremem. Üzgünüm.

- Can ! Lanet, zengin bir ailen var. Her istediğine sahipsin. Yeterince paran var ! Hâla ne diye koduğumun kafesinin parasına ihtiyaç duyuyorsun ?!

- Biriktiriyorum.

- Ah öyle mi ? Neden ?! Kendine ev mi alacaksın ? Ama bir dakika ! Unutmuşum...Senin zaten bir evin var değil mi !

- Biriktiriyorum çünkü yeni bir kafe açmak istiyorum !

- S.ktir git ! Yeni kafeni de g.tüne sok tamam mı ! Ben gidiyorum. Ölmezsem görüşürüz yavşak !

- İyi...Git ! Nereye gidersen git !

Fazlasıyla sinirliyim ve nereye gittiğimi bilmiyorum. Tek istediğim, Can'dan olabildiğince uzaklaşmak. Her seferinde aynı şey oluyor...Konuşuyoruz, eğleniyoruz, gülüyoruz ve sonunda konu paradan açılınca birbirimize küfür ediyoruz. İşin kötüsü, istisnaları saymazsak hiçbir zaman geri adım atmıyor ve her seferinde aramızı düzeltmek için ilk adımı atan ben oluyorum. Haklı ya da haksız...Para meselesi yüzünden dostumu kaybetmek çok saçma olur. Bu yüzden ilk adımı atmak benim için sorun olmuyor. Hiçbir zaman beni terslediğini görmedim. Ben ilk adımı atarım, Can devamını fazlasıyla getirir. Ama bu sefer durum daha ciddi...

Everybody Loves Irene - Memento Mori

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder