Mesela, Nefret dönemi geldiğinde, birçok insana net bir şekilde "Senden nefret ediyorum" diyorum. Bunu öylesine filan söylemiyorum. O an, bu lafı kime söylediysem, o kişiden gerçekten nefret ediyor oluyorum. Nefret dönemi, kolayca nefret etmemi sağlıyor işte.
Sevgi dönemine geçtiğimde, insanlara haksızlık yaptığımı düşünüyorum ve onlara karşı sempati duymaya başlıyorum. Yanaklarını sıkıyorum ve "Sen iyi bir insansın" filan diyorum işte.
Mutluluk dönemimde dans ediyorum. Kampüste koşturuyorum ve yanından hızlıca geçtiğim hocalara "SEN! BENİ GEÇEN SENE SINIFTA BIRAKMIŞTIN AMA ARTIK GEÇTİM!" gibi şeyler diyebiliyorum. Bir bakalım, başka neler yapabiliyormuşum...Çok konuşkan oluyorum mesela. En verimli dönemim, Mutluluk dönemim oluyor.
Hüzün dönemimse oldukça komik. Kapüşonumu başıma geçiriyorum, kulaklıklarımı takıyorum ve saatlerce müzik dinliyorum ya da bir şeyler izliyorum. Kafamda birçok olumsuz senaryo yazıyor ve hepsinde teker teker başrol oynuyorum.
Şahsi mevsimlerimin, koruma altına aldığım insanlara etki etmemesi için elimden geleni yapıyorum. Daha doğrusu, pek bir şey yapmama gerek kalmıyor çünkü o insanlar, zaten kendimi güvende hissetmemi sağlıyor. Geriye kalanlarsa...Ne? Sonuçta, hepimizin bir oyun alanına ihtiyacı yok mudur?
Dediğim gibi, hayatı 4 duygu yaşıyorum. Tek sorun, bu duyguların belirli bir sıraya göre hareket etmiyor olmaları. Ne zaman ortaya çıkacakları belli olmuyor. Yaşanan olaylarlardan bağımsız davranıyorlar. Yani, kendi hür iradelerini elde etmiş durumdalar diyebilirim.
Grey's Anatomy'nin bir Lost olma yolunda ilerlediğine dair ciddi şüpheler edinmeme neden olan sezon finaline küfür ediyorum ama öte yandan, tüylerimin diken diken olduğu iki sahneye haksızlık etmemem gerektiğinin farkındayım.
Bir Grey's Anatomy sezonunu daha bitirirken aklıma, beşinci sezonun finali geldi. Greg Laswell'in, Off I Go şarkısıyla eşlik ettiği cümleler ne de güzeldi...
"Did you say it?...'I love you. I don't ever want to live without you. You changed my life.'
Did you say it?
Make a plan. Set a goal. Work toward it. But every now and then, look around; drink it in.
'Cause this is it.
It might all be gone tomorrow."
Konuşun...Cümleler kurmaktan çekinmeyin. Zihninizin sizin için hazırladığı kelimeleri, aynı yerin siyah kutularına kilitlemeyin. Olumlu ya da olumsuz...Güzel ya da çirkin...İyi ya da kötü...Sesinizi duyurmaktan korkmayın. Huzur, sıkıca sarıldığınız kelimelerde saklı.
Bugün ne kadar gaddar olduğunu öğrendim Ankara. Seni uzun bir süre affetmeyeceğim...Bana karşı istediğin kadar katı davranabilirdin, kabul ederdim...Ama ben giderken, arkamdan Boran'ı saatlerce ağlatmaman gerekirdi.
Greg Laswell - Off I Go
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder