İstanbul'a gelmemle beraber, çay demleme ve servis etme, sofra düzenleme ve kaldırma, fatura yatırma, aşağı marketten ekmek alma gibi görevler yine bana kitlenmiş durumda. Eskiden, benden üç yaş küçük olan kuzenim İstanbul'a tatile gelirdi ve bu görevlerden en azından birkaçını onun üstüne yıkmayı başarırdım. Şimdi o çocuk da büyüdü ve geldiği zamanlarda kendisine tam bir 'misafir' muamelesi uygulandığı için, kendisinin buralara uğrayıp uğramamasını pek kafaya takmıyorum artık. İnsanın yirmi tane kuzeni olur da, bir tanesi bile mi kullanışlı olmaz lan? Bir dahaki 'kullanışlı kuzen' için, yaklaşık beş yıl filan beklemem gerekiyor.
Telefonda konuşmayı başarabildiğim insan sayısı çok az. Diğer kişilerden gelen telefonlara cevap vermeyi elimden geldiğince ertelemeye çalışıyorum ve bu yüzden, yalanlarımın önemli bir kısmı 'kaç kere aradım, neden açmadın' sorusuna verilecek cevaplar üzerine kurulu. Hoş, olur da telefona yanlışlıkla cevap verirsem, bu sefer de kırk yıllık dostumla konuşuyormuşçasına sıcak cümleler kuruyorum. Bence bu çok ilginç. İlginç değil mi? İlginç ilginç...
Mayıs'ın beni kırmamak adına yağdırdığı damlalar için de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Zaman zaman, fırtınanın şiddetini de arkasına alarak, ıslanmam ve gülebilmem için elinden geleni yapan Mayıs ayına teşekkür ediyorum. Seni ellerimle tutabileydim, iyiydi.
Ankara'dan bir an önce gitmek istememin nedenini şimdi daha iyi anlıyorum. Ben kolay kolay bağlanamıyorum. Herhangi bir nesneye, şehire, kişiye ya da manzaraya...Hâlihazırda aramın açık olduğu İstanbul'dan yirmi dört gün boyunca uzak kalmak, bolca yara açtı. Mezun olduğum zaman yapacağım ilk iş, kendimi bir şehire bağlamak olacak. Herkesin aşkla baktığı İstanbul'a hissiz gözlerimi yönlendiriyor olmam güzel değil.
Bağlanabilmeyi başardığım durumları bilahare konuşalım. Hatta, 'hafıza' konusuyla harmanlayalım ve aralarındaki iğrenç ilişkiden bahsedelim.
Bazı şeyler için önce yer açıyorsun. Sonra onlar, teker teker düşüyor bulundukları yerlerden. Yeniden, yakıştıkları yerlere koymaya çalışıyorsun ama olmuyor. Deniyorsun, tekrar ve tekrar ama nafile. En sonunda pes ediyorsun. Belki de, hep boş kalmaları gerekiyormuş diyorsun kendi kendine. Bir süre sonra alışıyorsun da aslında. Yine de, gün geliyor ve fark ediyorsun...Bir şeylerin eksik olduğunu, elbet fark ediyorsun. Çünkü, o yeri açmış oluyorsun bir kere.
Diyeceğim o ki, posterlerimi yeniden astım duvarıma. Odamı, biraz daha benimmiş gibi hissedebilmek ve bağrıma basabilmek için. Güzel de oldu aslında...Onlar olmadan çok boşmuş duvarlarım. İnsan, yeniden doldurunca anlıyor.
Biletix'e gidip "İyi günler, bilet alacağım ben" diyen insanı sorguluyorum. Sorguluyorum çünkü hiçbirimiz, bir otobüs firmasının yazıhanesine gidip "İyi günler, otobüse bineceğim ben" demiyoruzdur.
Jason Walker - Everybody Lies
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder