Aslında yalan söyledim. Gitmemi istemeyenler arasında teyzem ve kuzenim de vardı. Yine de, aralarında en yürek yakanı, Kürşat'ın serzenişiydi. Şimdi düşünüyorum da, o çocuğun adı keşke Kürşat olmasaymış. Yani, ne bileyim, sanki her Kürşat büyüyünce, Yılan Hikayesi'ndeki Kürşat gibi olacakmış hissine kapılıyorum.
Odamdaki avizenin 'bozulması'yla beraber karanlığa bürünmüş olmam hiç hoş olmadı. Nitekim, İstanbul'a gelirken kurduğum en güzel hayallerden biri, gecenin sessizliğinde odama kapanıp, Jose Saramago kitapları okumaktı. Olmadı azizim. Yakışmadı. Tez vakit bir masa lambasına sahip olmayı umut ediyorum...çünkü o avize daha birkaç ay yapılmaz. Biliyorum yani, tamir ettirmeyiz biz onu. Eniştelerimden birinin gelmesini bekleriz ve ilk gelene tamir ettiririz. Tıpkı salondaki iki lambayı, mutfaktaki üçlü prizi ve odamın kapısını yaptırdığımız gibi, o lambayı da ilk gelen şanslı enişteme kitleyeceğiz...Enişteler bu yüzden çok sevilir bizim ailede.
Saramago'dan bahsetmişken...Şu cümleyi, 2 Mayıs gecesi aklıma kazımıştım, 'İnsan ruhu, çoğu kez, nedenini bilmediğini söylediği kararlar alır. Bunu, aklın yollarında öylesine bir hızla koşarak yapar ki, sonradan bunları tanımayı, hele yeniden bulmayı hiç beceremez'... Merhumun huyu kurusun, yazılarında sadece virgül ve nokta kullanırmış.
Bu da demek oluyor ki, kendime 'hiçbir kararımın nedensiz ve büyük bir hızla olmasına izin vermeyeceğim' sözünü vermemim üstünden on beş gece geçmiş.
Saramago'dan ve geçen gecelerden bahsetmişken...Şu cümleyi ise, yine 2 Mayıs gecesi, bu sefer aklıma değil de, bir yere not etmiştim, 'Bir şeyin başlangıcını ilan etmek için, ilk günden söz edilir her zaman, oysa asıl hesaba katılması gereken gecedir. O, gündüzün koşuludur, eğer gece olmasaydı, gündüz sonsuz olurdu'...
Kafka ve Milena'yla yaptığım kahve sohbetlerime artık Saramago'yu da davet etmek istiyorum. Olur da, Pilar da katılmak isterse, bundan büyük memnuniyet duyarım tabii, ama bunun için, önce ölmesi gerekir. Neyse ki acele etmesine gerek yok, lamba işini halledene kadar vakti var.
Yukarıdakiyle aramın açık olduğu bilinen bir gerçek. Buna yıllardır anlam veremiyordum. Yani, neden beni seçtiğini hiç bilemiyordum. Acaba kısa çöpü mü çekmiştim? Sonuçta, Taş-Kağıt-Makas oyununu kaybetmem imkansızdı çünkü o oyunda çok iyiyimdir. Belki de kura çekmişti ve ihale bana patlamıştı?
Bu düşünceler arasında kafamı kemirmekle vakit öldürürken, babam ortaya yeni bir tez attı ve "Seninle dalga geçiyor çünkü benden nefret ediyor" dedi. Mantıklı olabilir...Mesela, karşı komşumuz da babama uyuz olurdu ve bu yüzden hep benimle uğraşırdı.
Annemden rica ettim ve "Anne, yukarıdakiyle iki kelam etsen? O senin sözünü kesin dinler, seviyor seni çünkü" dedim. Annem de sağolsun beni kırmadı, kabul etti. Şimdi, konuşacağı o anı bekliyorum. Ne hallere düştüm lan...Koskoca Allah'ı, anneme şikayet ediyorum.
Yanlış anlamayın, benim müslüman arkadaşlarım da var.
Bu yılın en kahkaha dolu sohbetine sahip olmuş olabilirim. Bu bana mutluluk ve huzur veriyor. Biriktirmem gereken biraz daha huzur kaldı. Eğer sokak aralarımda bulabilirsem, kendime iyi biri olduğumu kanıtlamak adına anlamsız hareketler yapmayı bırakabilirim.
Right the Stars'ın solisti 'let's go home' derken, ses tellerini buruk bir tatlılık ziyaret ediyor. Sarılmak istiyorum ama ne yazık ki bu imkansız. Seslere sarılamazsın.
Right the Stars - We Got It All
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder