29 Ocak 2010 Cuma

On İkinci Baskı

- En sevdiği renk neydi ? Kırmızı ? Hayır hayır siyah ! Mavi miydi ? Hatırlamıyorum.

- Hangi çizgi filmi çok seviyordu ? Şey...South Park ? Oha ! Ne alakası var saçmalama. Teletubbies olabilir...Teletubbies hâla tvde gösteriliyor mu ? Hayır...Eee o zaman ? Bilmiyorum. Hem ne fark eder. Herhangi bir çizgi film olsa da olur.

- Tamam herneyse...Şu bebek nasıl ? Onlardan var mıydı hiç ? Ne bileyim ben ! Yoktur herhalde. Ya da var mıdır ? Aman varsada iki tane olur işte fena mı ?! Ama ya zaten iki tane varsa ?

- Bilgisayar oyunları hakkında ne demişti ? Oynuyormuş ama sürekli olarak değil. Yok yok oynamıyormuş. Bilgisayardan bir sene daha uzak tutacaklarmış. Yoksa yavaş yavaş oynatmaya izin verdiklerini mi söylemişti ? Tam hatırlamıyorum.

İnsanlar bana bakıyor çünkü kendi kendime konuşuyorum ve sorduğum hiçbir soruya cevap veremiyorum. Tekrar yapmayalı ve kendime sorular sormayalı uzun zaman olmuş. Paslanmışım...Kendimden tekrar nefret etmeye başlıyorum. Herşeyi unutmuşum. Tek bildiğim şey, şuanda bir alışveriş merkezinde olduğum ve adı Zeynep olan hiç görmediğim kardeşime hediye almaya çalıştığım.

Oysa ki babam o kadar çok bahsetmişti ki...Nelerden hoşlanır, en sevdiği renk nedir, nasıl oyuncakları var ve daha bir sürü şey...Hiçbirini hatırlamıyorum. Neyse ki orada çalışanlardan biri benimle ilgilenmeye karar veriyor.

- Pardon. Yardımcı olabilir miyim ?

- Bilmem...Umarım olabilirsiniz.

- Nasıl birşey bakmıştınız ?

- Kardeşim için birşey alacaktım ama çok kararsızım.

- Tamam. Kardeşiniz kaç yaşında ?

- Üç...Pardon dört.

- Pekala o za...

- Beşte olabilir.

- Üçle beşin arasında iki yıl var...Birisinde kesin karar veremez misiniz ?

- O zaman dört olsun.

- Peki...Nelerden hoşlanır ?

- Şey..Sanırım yarım saattir kendime sorduğum soruda bu. Açıkçası onu ilk kez göreceğim.

- Bu, deminden beri neden kendi kendinize konuştuğunuzu açıklıyor.

Konuşmalar arasında gülüşüyoruz. Yaka kartına bakıyorum.

- Canan...Sana Canan diyebilirim değil mi ?

Hoşuna gittiği belli oluyor.

- Tabii ki.

- Tamam o hâlde. Canan...Senin kardeşin var mı ?

- Evet. On iki yaşında bir kız kardeşim var.

- Tamam...Kardeşin dört yaşındayken sizinkiler ona ne hediye alırdı ?

Bir süre ne diyeceğine karar veremiyor.

- Bak ne diyeceğim. En iyisi sen ona peluş bir ayı al. Veletler buna bayılır. Sadece veletler değil. Emin ol, her yaştan kız peluş ayıları çok sever.

- Tamam ! O zaman peluş ayı olsun. Sana da bir tane almamı ister misin ?

Sonunda Özge'yi uzun bir süre unutmamı sağlayacak tatlı ve içten birisi karşıma çıkıyor. Konuşurken kendimi hiç sıkmıyorum. Kelimeleri özenle seçmiyorum. Aklıma geleni söylüyorum ve o da bana her seferinde olumlu tepki veriyor.

- Sağol ama bende yeterince var.

- Peki o zaman. Sana ne almamı istersin ?

- Bilmem...Belki öğle arasında içmek için bir kahve olabilir.

Çok şaşırıyorum. Ama bu teklif oldukça hoşuma gidiyor.

- Seni buna ikna etmek için daha fazla çaba harcamam gerektiğini düşünüyordum. Tamam ! O zaman öğle arasında sana bir kahve borcum var.

- Anlaştık.

Harika ! Bir gerizekalı gibi her şeyi unutmamın ve kendi kendime konuşmamın bir işe yarayacağını hiç düşünmezdim. Kendimi çok heyecanlı hissediyorum. Heyecanlı ve huzurlu...

Keane - This Is The Last Time

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder