Gözler...Saatlerce hiç bıkmadan bakabileceğin gözlerdir özel olan. Sesinin çıkmasına gerek kalmadan konuşabilmeyi sağlar. Sessizce kavga edebilmene olanak verir...Kavganın sonunu gözyaşları anlatır. Tek bir gözyaşı, bir ömür boyunca bakabileceğin gözlereden mahrum bırakabilir seni. Konuşmadan, hareket etmeden, oturduğun yerden hata yapmak gibidir...Birşey yapmana gerek yoktur...O an, sadece gözler bile anlatabilir neler yaptığını, yapacağını.
Mesela eller...Eller güzeldir. Sana ait olduğu sürece...Sadece sen tutarken farklı hissediyorsa o elin sahibi, işte o zaman güzeldir eller. Hissettiğin duygular, yüzündeki huzur, içindeki sevgi...Hepsini tek bir sıcaklıkla hissettirebilir. Tuttuğun o eli, başkasına verene kadar harikadır. Kendin sebebiyet verirsin bazen fark etmeden. Elinden tutup, başkasına götürürsün ve hiç haberin yoktur. Gözlerin geç açılır...Elindeki sıcaklığı hissetmemeye başladığında anlarsın. Artık başkasının ellerini ısıtıyordur o eller. Çok geçtir...
Konuşmak...O kadar alışmışsındır ki konuşmaya, karşındakinin sesi en net hâliyle kulağında çınlamayı bırakmaz. O olsun ya da olmasın...Önemli değildir. Konuşabiliyosundur...Vereceği her cevabı tahmin edebilecek kadar tanımışındır. O olmadan da kavga edebiliyorsundur...O olmadan da sevildiğini biliyorsundur...Bir kere söylemesi bile yeter. Artık o sözler, sabah kalktığında kahvaltını hazırlayan, gece yatarken yanağından öpüp üstünü sıkıca örten kelimeler olmuştur. Ağzından çıkacak tek yanlış kelime bile yeter, o sözlerin kaybolup gitmesine. Artık başkalarının kulaklarında çınlamaya başlar. Kahvaltı sofrasına başkalarıyla oturmaya başlar, hergün duymak istediğin o cümleler. Akşam, başkalarına masal okumaya başlar sen yatağında gözlerini kapatamaz hâldeyken.
Sessiz kalmak...Bazen tek istenilendir...Sadece sessiz olmak. Susup öylece oturmak. Gözlerine baktıkça güzelleşir evet. Ne anlatılmak isteniyorsa, zaten anatılıyordur o derin sessizlikte. Bazen sessizlik çok huzurlu gelir...Huzurlu ve rahatlatıcı. Öyle ki, konuşman gereken yerde bile konuşamazsın. Bir şeyler söylemen gerektiği yerde, sen hâla susarak anlatmaya çalışıyorsundur içindekileri. Sessizlik güzeldir ama uzun sürmedikçe...Sıkça ama aralıklarla yapmalıdır. Tadında bırakabilmelidir. Aksi takdirde, konuşmak istediğinde bile susmaktan başka bir şansın kalmaz. Konuşabilecek kimsen kalmamıştır.
Günlerce düşünmek...Çok fazla kafa yormamak gerekir bazen. Tek başına geleceği görmek zordur. Çoğu zaman yanlış yönlere saparsınız. Yardıma ihtiyaç vardır...Beraber düşünebileceğiniz birisi gereklidir. Onun yerine karar vermeden, birlikte gidebileceğiniz yönleri görmek gerekir. Tek başına verilen kararlar iç karartıcıdır. Uzunca düşünmemek en iyisidir bazen...Sadece o anın tadını çıkartmaktır güzel olan. Çok ileri gitmeden, belki birkaç saat ya da gün sonrasını düşünmek gerekir en fazla. Ne kadar fazla ileri gidilirse, o kadar ıssız ve tek başına hisseder insan kendini. Yanlış hislere kapıldığının farkına bile varmaz. Doğrunun çok uzağunda kararlar vermeye başlar.
Oyunbozan olmak gerekir zamanı geldiğinde. Saklambaç oynarken, ebenin hemen arkasında bekleyip, saymayı bitirip arkasını döndüğü an sobe deyip bir keze daha ebe olmasını sağlamak gerekir. Oyundan atılıp atılmamayı umursamadan, sadece zevk alıp eğlenmeyi istemek gerekir. Diğer oynayanların rahatsız olmalarını görmezden gelerek, sadece kendi mutluluğunla ve aldığın zevkle başbaşa kalabilmelidir. Oyundan atıldığın an bile ebeye, kimin nereye saklandığını söyleyip herşeyi berbat edişini kahkahalarla kutlaman gerekir. Her zaman değil ama bazen, sadece ve sadece kendini düşünmek güzeldir.
Herneyse...Artık benim bulaşıkları yıkamam lazım. Ne kadar zaman geçerse, yemek kalıntıları o kadar çekilmez oluyor. O yüzden işe erkenden koyulsam iyi olacak.
Missy Higgins - Where I Stood
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder