23 Eylül 2012 Pazar

Yol

Yolda diye bir müzik grubu var ama garip kişilerden oluşuyor. Öyle, albümlerle filan işleri olmuyor. Zaten amaçları da müzikten zevk almaktan başka bir şey değil. Web sitelerine giriyorsun, istersen tüm şarkılarını dinleyip gidiyorsun, istersen de indiriveriyorsun.

Grubun oluşumu, gözlerimin önünde oldu. Bundan beş sene önce bir adam, dersane kapısından içeri girdi, sınıfımıza geldi ve geometri hocası olduğunu iddia etti. İlk ders konuştu da konuştu. Öğrencilik zamanlarında Ankara'da barlara çıktığını ve şarkı söylediğinden bahsetti. Dersin sonlarına doğruysa "Bu arada çok güzel ellerin varmış hocam" dedi. Şaşkın bir şekilde "Benim mi?" dedim ve o da "Evet, senin. Değerini bil" dedi.

O ilk günün ardından, aramızdaki iletişim o kadar güzelleşti ki...evine ilk gittiğimizde, bize bazı kayıtlarını dinletti. Harika bir gitaristti. Aynı zamanda, mızıkasından taşan bir huzur oluyordu.

Gel zaman, git zaman, işler sevimli bir ciddiyete bindi ve daha kalabalık bir eğlence kurumuna döndü. Adına da 'Yolda' dediler. Kafalarına eser barlarda konser verirler, yeri gelir Haydarpaşa'nın merdivenlerine kurulurlar. Hepsi de birbirinden sempatik insanlardır.

Üstat kelimesini kullanmayı pek sevmem ve sadece tek kişi için bu yakıştırmayı yaparım. Evet, kendisi eski geometri hocam, şimdiki arkadaşım olur. Ne zaman yanına gitsem, beni kırmaz ve müziğin güzelliklerinden birkaç melodi hediye eder bana.

Bazen aylarca arayıp sormayız birbirimizi. Sonra telefon çalar ve tek bir kelimeden, onlarca konuya saparız. Sigarayı bırakmaya karar verdiği aynı günün içinde, tekrar sigaraya başlamasını sağlamamı hatırlatıp durur mesela. Tüm hevesini kırdığım için küfür eder.

Kendisinden uzadı uzadıya bahsetmek isterdim ama...belki başka zaman.

Çok şarkısı var Yolda'nın, bazen buruk tebessümlere, bazen de şen şakrak mutluluklara iten. Bu adamlar denizi sever mesela. Adından da bellidir, uzaklara gidip, yanlarında götürecekleri birkaç kişiyle birlikte yaşamayı hayal ederler.

Yapmış oldukları 'yol' şarkısına kafayı taktım bu aralar. Şarkıyı söyleyen kişinin sesinden buruk bir nefes çıkıyor sanki. Az önce ağlamış ve az da olsa kendine gelmesiyle beraber, söylemeye başlamış gibi. Sesindeki duruluk da bu yüzden...çünkü bir anda içinden kopuvermiş sözler. Narin ve üzgün kelimelere dökülmüş, sesinin saflığı.

'Sevmeyeceksen ben gideyim' demiş. Daha ne kadar açık olabilir ki...denemiş, hatta anlaşılan fazlasıyla denemiş. Ama bir türlü alamamış karşılığını. En sonunda da, söyle işte demiş. Ya buna bir son verip özgür kalmamı sağla, ya da öyle bir şey söyle ki, senin için kalmaya devam edeyim demeye çalışmış.

Sonra nakarat olmuş ve toplayabildiği kadar gücüyle haykırmak istemiş...ama elinden o kadarı geliyormuş gibi. Daha sert olmayı istiyormuş ama yapamıyormuş.

Her şarkılarına bir hikaye çizmek isterdim bu grubun. Bazılarını rengarenk boyardım, bazılarına da şeffaf bir siyah katardım...görebilenlerle oturur, biraz sohbet ederdim.

Tanımayı yarıda bıraktığım insanlar var. Sonra, tanımayı yarıda bırakan insanlar da oldu tabii. Ne olursa olsun, babamın, bana söyleyebilmeyi öğrettiği o cümleyle uğurladım hem yarıda bıraktıklarımı, hem de yarıda bırakanları..."Umarım mutlu olur"

Çok kolay bir cümle...ama herkesin kolayca söyleyebileceği türden değil.

Durum şu ki, yarıda bırakmış ya da kalmış olsak bile, geriye dönüp 'acaba' dememek gerekiyor galiba. Acaba, ne? Hâlâ cevap veremediğimiz yeterince soru varken, bir yenisini daha eklemenin ne anlamı var ki? Hem geçmişe cevap bulsak bile, ne kadar iş görür ki?

Sonuç olarak...Hayatıma katkıda bulunup, sonrasında yarıda kalan herkes, umarım mutludur. Şimdi müsaadenizle, hayallerime geri döneyim.

Yolda - Yol

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder