16 Eylül 2012 Pazar

Eylül Hızlı Bir Ay

Abartısız bir şekilde söyleyebilirim ki, aylar sonra ilk kez, gece yarısını çok fazla yaşamadan uyudum. Bununla beraber, defalarca uyandım, saate ve ardından birkaç dakika tavana baktım ama olsun. Normalde, yolculuk öncesi gecelerimi hiç böylesine umursamadan fırlatmazdım köşelere.

Sakarya'ya gitmenin vakti gelmiştir. Yirmi beş numaralı koltuğu kendime ayırıp, otobüs yolculuğum için saatleri saymaya başlarım. Yarına Sakarya'da uyanır, bitirme çalışması denen naneyi alacağım hocayı seçmeye uğraşırım. Kalacağım süreyi mümkün mertebe minimumda tutmaya çalışacağım için, bu gidiş çok da fazla sorun yaratmıyor bende.

Hoş, zaten Sakarya yolculuklarım uzun zaman önce benim için bir sorun olmayı bıraktı. Kafamın içinden geçen tek soru, hangi saate bilet alacağım hakkında. Yarım saatte bir kalkan otobüsler olduğu müddetçe, bu soruyu kendime sormaya devam edeceğim.

Eskiden, Sakarya'ya trenle giderdim. Pazartesileri, Kocaeli'de okuyan arkadaşımla, günün ilk trenine biner ve karanlığın, aydınlığa karşı yenilgisini izlerdim. Gerçekten de bir savaş gibi, öyle kolay kolay doğamıyor gün. Uyandığımızda, bize hoş bir aydınlık hediye etmek için o kadar fazla uğraşıyor ki...Havanın kararmasıyla aynı şey olmadığı kesin. Aydınlık, zorlanıyor. Şekilden şekile, renkten renge giriyor. Çevirmediği dolap kalmıyor resmen.

Altı otobüsüne bilet almayı düşünüyordum ama fikrimi değiştirdim. Sanırım yedi ya da yedi buçuk otobüsüyle gideceğim.

Çay acı olmuş. Söyleselerdi, çayı ben demlerdim.

Sakarya...canım emin ol ben de seni özledim ama izin verirsen, bu haftayı kısa tutmak isterim.

Beirut - Santa Fe

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder