20 Eylül 2012 Perşembe

Kırmızı Elbiseli Kız

'It's alright' sözünü hangi şarkıda duyarsam duyayım, nedense çok üzülüyorum lan.

Bazen, sigarayı bırakabileceğime filan inanıyorum. Kafama esiyor ve bırakıyorum. Birkaç gün sonra tekrar kafama esiyor, 'neden bırakayım ki lan' diye düşünüp, içmeye kaldığım yerden devam ediyorum...ama Sakarya'da işler öyle yürümüyor. Boşalttığım paket sayısı, hızlı bir yükseliş gösteriyor ve bırakma isteği, muhitime hiç uğramıyor.

Babamla karşılıklı içtiğim ilk sigaramın dumanından huzur ve mutluluk tütüyordu. Bulunduğum yer, esen hafif rüzgar, yanımdaki insanlar ve kulaklarımın özlediği sohbetler. Zaten o günden beri, babamın bulunduğu ortamda henüz sigara içmedim.

İnsan neye ihtiyacı olduğunu bilmiyor ama anladığım kadarıyla, aramak yerine doğru olan şey yaratmak...Kör hâlinizle, gideceğiniz yolu nasıl kestirebilirsiniz ki...Karar vermek gerekiyor sanki. Kafanızda küçük hayallerden kurulu düşünceleri biriktirip, size istediğiniz herneyse, onu verebileceğine inanmak gerekiyor. Bu konuda, Datça benim için güzel bir deneyim olmuştu, dahil olduğum beş günün her saniyesine minnettarım. Gitme kararını veren kendimeyse, o günler aklıma geldiği zaman, teşekkür etmeyi asla ihmal etmiyorum.

Sanıyorum ki büyümeye devam edeceğim ve adımlarım, insanlardan daha hızlı olmayı bıraktığında, yaşlanmaya başladığımı anlayacağım. Alnımda, durdurulamaz kırışıklıklar belirecek. Tenim solacak ve her geçen gün kuruyacak, sonbahar yapraklarıyla beraber. Sonra, gözlerim eskisi kadar iyi görmeyecek mesela. Gazetesini okumak için etrafta gözlüğünü arayan, huysuz biri olacağım. Dudaklarım...kuru ve kireçli olacak. Saçlarım aynı gürlüğünü koruyacak ama beyaz rengin himayesine girecek. 'Maşallah, her şeyi de duyuyor' denilen kulaklarım eski gücünü kaybedecek, ses dalgalarını alamaz olacak radarına.

Sonra, 'tarih' denilen şey, bir gün daha eskiyecek...ve günün sonunda, kendimi o kadar çok seveceğim ki...beklemekten korkmadığım için. Belki buna değmiş olacak...bilmiyorum, belki de Ingrid Michaelson haksız çıkacak ve yalnız öleceğim ama sorun olmayacak...inadına beklediğim için, kendimi sevmeye devam edeceğim. Duygularım, onları bir kez olsun aldatmadığım için bana teşekkür edecekler. Yalnız başıma oturmaktan nefret ettiğim, hatta korktuğum yemek masasına, benimle beraber oturacaklar. Afiyetle yiyeceğiz, fırında ısıttığım hazır pizzayı

Küçükken, 'acaba ileride evleneceğim kişi, şu anda ne yapıyor' diye düşünürdüm ve gözümde; tek başına apartman merdivenine oturmuş bir kız belirirdi. Elindeki, ne olduğunu bilmediğim bir şeyle uğraşan, şirin, kırmızı elbiseli bir kız.

Acaba o küçük, kırmızı elbiseli kız şuan ne yapıyordur...umarım mutludur, üzülmesini istemem.

The Nadas ne de güzel bir şarkı yazmış ve çalmış öyle...peki ya klibine ne demeli...

...heaven help me then.

The Nadas - Long Goodbye

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder