19 Ağustos 2012 Pazar

Don't You Know That I Need You

Dün gece, kendimi o kadar yalnız hissettim ki...Oysa, durağan hayatımın, alışık olduğum gecelerinden biriydi. Garip, yalnızlığın bana çaresizliği getireceğini hiç tahmin etmezdim. İhtiyaç duyduğum kelimeler oldu. Böyle durumlarda ne yapmam gerektiğini az çok biliyordum neyse ki...En basit çözüm olarak, mesaj attım birilerine. Tabii, insan sonuçta, uyuması gereken bir saat oluyor. İşte o noktadan sonra, ne yapacağımı bilmez bir hâlde, tek başıma kalmış gibiydim.

Birkaç gündür, biraz soyutlamak istiyordum kendimi. İyi geldi. Kitaplar okudum, filmler izledim, sessizce bağırarak şarkılar söyledim. Belki de, yalnızlığın sert dalgalarla üstüme gelmesinin nedeni de buydu. Soyutlanmayı, net kelimelerle ifade etmiştim kendime. Bu bir karardı. Kendimle yüzleşmeyi istemek gibi bir şeydi.

Kendime haksızlık ediyorum. Uzun zamandır saçlarımı karıştırıp, sevgi gösterilerinde bulunmuyorum mesela. Aynaya bakıp, aptalca gülüşümü gördükten sonra "SALAK, YAPMA ŞÖYLE!" demiyorum.

Sakallarımı kesmek, vermiş olduğum küçük ama ani bir karardı. Yine de, plansız kararlarımın sınırlarını genişletmeme yardımcı oldu...Datça'ya gidiyorum.

Nasıl beni özleyen nadir insanlar varsa, benim de vakit geçirmeyi sevdiğim nadir topluluklar var. O topluluklardan birini yakalamışken, fırsatı kaçırmanın ne kadar anlamsız olacağını düşündüm. Sonra, İstanbul'da kalmak için üç neden bulamadım. İkide kaldım, iyi mi...Hem, artık değişiklik istiyorum. Konuşmaya alıştığım insanların dışına çıkmak...

Beni özleyen insanların nadir olmasına üzülemiyorum lan, sonuçta insanları sevmiyorum. Hâl böyleyken, onların beni değerli görmesini nasıl isteyebilirim Allah aşkına! Allah'ın adını verdim, bir boru değil.

Birkaç günlüğüne de olsa, gidiyorum işte. Yazlık sonuçta, hazır kurulu arkadaş ortamlarının içine dalıp "SELAM KIZLAR, BEN YENİ ÇOCUK! NASIL AMA, HAVALI DEĞİL Mİ?!" filan diyebilirim.

Aslında, birkaç sene önce, hayatımın en tatlı anı ve insanlarından birini yaşamıştım Datça'da. Çok sakin başlayıp, tüm heyecanının ardından, yine sakince bitmişti. Her şey, inanılmaz sempatikti. Evet, o anları ifade edebileceğim en doğru kelime bu, 'sempatik'.

O insanın, şu anda orada olup olmadığını bilmiyorum ama aradan uzun zaman geçti. Hoş, A Lot Like Love filmini izledikten sonra düşününce, heyecanlandım lan şimdi.

Datça'ya gideceğim, muhtemelen de erkenden döneceğim. Uzun bir süre yalnız kalacağım ve ailem gelene kadar, kendime huzurlu bir yalnızlık hediye edeceğim.

Sanırım, yine başa dönüyorum. Söyle o zaman Nina...

Oh sinnerman, where you gonna run to?
Sinnerman, where you gonna run to
Where you gonna run to?
All on that day

Ha bir de, bayram diye dükkanı kapatan berberime iki çift lafım var; Ben sana mecburdum, bilemedin...

Nina Simone - Sinnerman

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder