21 Haziran 2012 Perşembe

Gel de Teşekkür Edeyim

Yalnızlığı bulduğum bir evi, iki gün sonra terk etmek kolay olmadı. Kendimi kandırmak için, kendime "Perşembe günü döneceksin ve bu ev yine yalnızlık dolu olacak, merak etme" dedim. İşe de yaradı...yaradığı da iyi oldu, güzel oldu. Perşembe günü geldi, yalnızlığıma kavuştum. Bu hafta, çerçevelettirilip, odamın en güzel yerine asılmayı hak eden bir haftaydı.

Mutlu olmayı hatırladım sanırım. Daha doğrusu, uzun zamandır mutsuz olmadığımın farkına vardım...Bir sabah uyandım ve "Bugün gerçekten güzel birgün olacak" dedim, kendimden emin bir şekilde. Hissetme konusunda pek başarılı olmayan bünyem, bu kez varını yoğunu ortaya koymuştu.

O gün, güzel birgün oldu. Yatağımda dönüp dolaşsam da, saatlerce uyuyamasam da, sabahın ilk tatlı esintisinde okulun yolunu tutmuş olsam da, uykulu gözlerle dersleri dinlemeye çalışsam da, saçlarıma alışamasam da, o gün, güzel birgün oldu. Çok ekstra bir şey de olmadı aslında. Sakarya esintisi, bana iyi gelmiş olabilir.

Önce gülmeyi hatırladım. Dışarısı için özel olarak hazırladığım gülümsememden bahsetmiyorum. Gerçekten gülüyordum. Yazın sıcağında eriyip, etrafa yayılan kahkahalardan söz ediyorum. Saatlerce susmak bilmeyen, içi boş kelimeler topluluklarından... Aklımın, yıllık iznini kullandığı zamanları yaşıyorum ve bundan şikayetçi değilim.

Pazartesi günü, evimden çıkıp yolu yarıladığımda, Sakarya'ya ait anahtarları evde unuttuğumu farkettim. Ne fazla vaktim ne de başka çarem vardı...Eve döndüm, anahtarları aldım ve tekrar yola koyuldum...ve evet, Murphy'e bağımlı bir hayat yaşadığım içim, etrafta hiç taksi yoktu.

Evrenin ve Murphy'nin el ele verip, bana "Gitme kardeş! Kal işte İstanbul'da, Sakarya'ya gidip nabıcan la sanki?" işareti çaktığını düşünmeye başlamışken, bu kez onları yenme sırasının bende olduğunu düşündüm. Dikkatinizi çektiyse, ucundan Ankara ağzıyla konuşuyor olmaları pek hoş değildi. Koskoca Murphy, koskoca evren...yakışmamıştı.

Bizim evden, Kadıköy'e yürüyerek yedi dakikada varabileceğini iddia eden herkese kapım ve serçe parmağım açıktır. İddiaya girilir, ikinci el alım satım yapı...pardon, sonuncusu fazla kaçtı oraya. Yedi dakikada, hayatımın yürüyüşünü yaparak vardığım Kadıköy'de, daha neler oldu neler lan. Hepsi, önümüzdeki hafta yazılacak olan sezon finalinde...he çok komiğim tamam.

O kadar çok aptallığa sahibimki...Hata değil, aptallık. Beni güldüren aptallıklar. Aklıma geldiği zaman biraz utandığım, fazlaca eğlendiğim ve günlerce aklımdan çıkarmak istemediğim aptallıklar. Anlatsam, pek öyle roman olmayabilir ama güzel olacağından eminim.

Aslında ben olmak çok sempatik...yalnız, gülme konusunda biraz dikkatli olmak gerekiyor, hepsi bu. Ha bir de, o burun çok delik...alışması zaman alabilir. Son olarak, sivilceler de sıkıntı yaratabilir, ama olsun. Kilo konusuna pek girmiyorum zaten...YA HER NEYSE İŞTE, BEN OLMAK BENCE ÇOK SEMPATİK!

Pazartesi gününün otobüse yetişme heyecanı...gel de teşekkür edeyim sana.

Regina Spektor...sana ve sesine hâlâ deliler gibi aşığım ve aşkıma cevap vereceğin o günü sonsuza kadar bekleyebileceğimden şüphen olmasın.

Regina Spektor - Eet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder