11 Haziran 2012 Pazartesi

Altı Gözlü Kör Ahmet

Başarılı biri değilimdir. Hatta hayatım boyunca elde ettiğim en büyük başarının, henüz dokuz yaşındayken, CM 97/98 oyununda Lazio'yu iki sezon üst üste şampiyon yapmam olduğunu düşünüyorum...ki o başarıyı bile zar zor elde ettim. İkinci sezonu görmeliydiniz. Son maça kadar ikinciydim ve liderin puan kaybetmesiyle şampiyon olabilmiştim. Evet, o sahne hâlâ gözümün önünde.

Tek çocuk olmak zor iştir azizim. Üstelik, etrafını saran herkesin bir kardeşe sahip olduğunu görmek, işleri daha da zorlaştırır. Tek çocuksunuzdur ve normal şartlar altında şımarık biri olmanız beklenir. Bu yüzden de, yaptığınız en küçük hareket göze batar. Kardeşi olan herkes, tek çocuk olmanın ne kadar şahane bir şey olduğundan filan bahseder. Siz de bu söylemlere kulak verip, tek çocuk olmanın keyfini çıkarmaya çalışırsınız ama olmaz. İhtiyaç duyarsınız...Birilerine, kardeş demeye ihtiyaç duyarsınız.

Ne şanslıyım ki, öyle insanlar oldu hayatımda. Kardeş ya da abi diyebileceğim insanlar...ve ne şanslıyım ki, o insanlar da beni bir abi ya da kardeş gibi gördüler. Çocuksu heyecanımla, samimiyetlerine hep inandım.

Earth People, Big In Japan, Ich Roque ve Organ Donor şarkılarının içinde büyüdüm. İsmimi çalan kuzenim sayesinde öğrendim, müziğin birçok türde güzel olabileceğini. Sırf adı, kendi adına benziyor diye Cagliari takımına sempati duyan bir kuzenim vardı...sırf bizimle muhabbet edip, vakit geçirmekten zevk aldığı için, nefret etmesine rağmen CM 97/98 oynardı. Gülerdik, hatta kahkahalar atardık. Açık konuşmak gerekirse, bazen ne hakkında konuştuklarını bile anlamazdım ama her anından zevk alırdım.

Aynı kuzenlerim, küçükken bana çok çektirmişti oysa. Aklıma şimdi geldiğinde, kendimi gülmekten alıkoyamadığım 'altı gözlü kör Ahmet' yüzünden oldukça fazla ağlamışımdır zamanında. Altı gözlü kör Ahmet... Az sıçmadı ağzıma. Ne zaman gelecek diye korkuyla beklerdim, nitekim hiç gelmedi.

Sekizinci sınıfa giderken, dersanedeki kızlardan birine vurulmuştum. Adı ve soyadı hâlâ aklımda. Açık açık kur yapıyorduk birbirimize. Fazlasıyla aptaldık ama bir o kadar da şirindik işte. Herneyse, birinden ilk kez böylesine hoşlanıyordum ve bu konuyu konuşabildiğim ilk ve tek kişi, ismimi çalan kuzenim olmuştu. Aramızda geçen diyalog, zihnimdeki tazeliği koruyor.

"Oz Abi, ben galiba birisinden hoşlanıyorum"


"Nasıl galiba lan?"


"Bilmiyorum işte, çok garip"


"Onu görünce heyecanlanıyor musun?"


"Evet"


"Kalbin güm güm atıyor mu?"


"Evet"


"Çükün kalkıyor mu?"


"...hayır?"


"Tamam o zaman, hoşlanıyorsun"

Hafızam yaşlı bir kaplumbağadan farksızdır ama bazı anıları sakladığı çok güzel bir çiftlik evi olduğuna inanıyorum.

O kızla hiçbir zaman konuşamadım tabii. Dersanenin son günü, öylece birbirimize baktık. 'Hoşçakal' dedik ve bitti. Aptal olduğumuzu daha önce de söylemiştim. Birgün nasılsa karşılaşırız filan sanıyordum herhalde. Sanmanın ötesinde, emindim lan galiba. Sonuçta, böyle bitemezdi.

Hep çirkindim, bu yeni bir şey değil. Eskiden, beni birine benzettiklerini söylediklerinde "REHA MUHTAR'A BENZİYORUM BENCE!!!" demekten hiç gocunmazdım mesela. Michael Jackson kadar beyaz olduğumu söylediklerinde, gülüp geçtim. Saçlarım uzunken, Syd Barrett'a benzettiklerinde biraz hoşuma gitti. Çılgın çırağın, saçlarım üzerinde terör estirdiği zaman gömlek giydiğimde "Aynı Cansever olmuşsun lan" dendiğinde, "Saçlarım uzamadan gideyim de iki şarkısını ezberleyeyim lan, Cansever niyetine gazinolara çıkarım belki!" cevabını verdim.

Ne yani, bunu kafaya mı takacaktım? Benim kuzenlerim vardı. Her zaman yanımda olacaklarından emin olduğum kuzenlerim. Belki çirkin suretime bir çare bulamazlardı ama vardılar işte. İçiniz rahat edecekse sizden her anlamda rezil olabilirdim. Sorun etmezdim, yeterki siz içinizi rahatlatın...çünkü evren, henüz oyunun başında size haksızlık yapmıştı. Bana ise, asla sahip olamayacağınız kuzenler verip, torpil geçmişti. Korkmama gerek yoktu ki...

Dört kolla sarıldığım kuzenlerimden biri, net bir şekilde boka battı. Hikayelerini zevkle dinlediğim, gelmesini hevesle beklediğim, "On sekizime geldiğimde, beraber takılabileceğiz ve bu harika bir şey! Hemen on sekiz olayım, ne olur on sekiz olayım!" dememi sağlayan o kuzenimi, şimdi üzgün gözlerle izliyorum.

Bütün paramı, kaybeden ata yatırmış gibiyim. Biri yarışı, diğeriyse tutunduğu umutlardan birini kaybetti. İki tarafın da fazlaca zarar gördüğü kesin.

Başarısız olduk lan. Açık bir şekilde başarısız olduk. Oysa, başarılı olmama gerek yoktu ki...diyorum ya, benim kuzenlerim vardı.

Altı gözlü kör Ahmet...komik.

Bright Eyes - First Day of My Life

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder