Son günlerde, mezun olamayacağımı ciddi ciddi düşünmeye başladım. O kadar uzun süre yaşayabileceğimi sanmıyorum çünkü. İnsan aynı yerde ikinci, toplamda üçüncü kez ölümle burun buruna gelir mi ya. Yok yok...Ben buradan sağ bir şekilde çıkabileceğimi sanmıyorum. Koskoca mühendisin (!) dram dolu ölümüne şahit olacaktı onlarca insan dün. Şaka bir yana, artık alışmış olmam gerekirken, ilk kez donup kaldım ve ne yapacağımı şaşırdım olaydan sonra. Yukarıdaki beni seviyor olmalı. Ne diyebilirim ki...Beni herkes sever ! Heheyt be !!! Klasik cümlemi de patlatırım böyle.
Oğlum televizyonu açtık lan en sonunda. Bildiğin çalışıyor ha. Aradan kaç ay geçti, televizyonu açıp keyif yapmak yeni aklımıza geldi. Aslında hep aklımızdaydıda, üşengeçliğimize geliyordu. Sonunda büyük bir şevkle televizyonun fişini taktım, kumandaya uzandım, açma tuşuna bastım ve dizi izledim. Okulun bitmesine üç ay kala, evde televizyon kullanımını da resmen başlatmış oldum. Oz Öğrenci Evi dev bir adım daha atarak, televizyon izleme imkanını da sunmuş oldu böylece.
Bir Lanetli Salı'yı daha atlatmış olmanın derin huzurunu yaşamaktayım. Ne salıydı ama ya...Ben bu asistanı öldürme planları kurmaya başlayacağım ciddi ciddi. Arazi galerisini çıkartmayı ne diye asistana anlattırırsın sen profesör ! Hadi onu geçtim, "Şimdi arazi galerisini oluşturuyoruz." diyen asistana ne diye "Ben de araba galerisi çıktı öhöhöhöhö, hehehehehe, hahahahaha, phuhuhahaha." niye dersin sen gereksiz öğrenci ?! Hadi onu da geçtim, sen niye gülüyorsun asistan ?! Hepsini geçtim sen niye "Hocam buna da güldünüz ya...O zaman bende de sanat galerisi çıktı !" dersin efkarlanmış diğer öğrenci ?!
Lanetli Salı gününü, başkalarıyla mesajlaşma yoluyla geçiştirmeyi deneme çalışmaları işe yarıyor gerçekten. Yalnız işin garibi, yanı sırada oturan şahsiyetle mesajlaşmak biraz saçma değil mi ya ? İnsan can sıkıntısından kiminle mesajlaştığına aldırmadan devam devam ediyor işte. Mesajlaşmalar esnasında dersin analizini yapmaksa gayet eğlenceli oluyor. O zaman, Lanetli Salı günleri sınıftakilerle topluca mesajlaşsak mı ne yapsak ?
"X şahsiyeti gel yanağını sıkacağım yaaa !" diyen şahsiyet sana sesleniyorum ! Kıskanmadım tamam mı ! Ne diye bana bakıp "Ahmet yaa tamam gel seninde yanağını sıkacağım." diyorsun bana ! Hatta sen hâla neden Ahmet diyorsun bana ! Ahmet'te deme yanağımı da sıkma çocuk ! Ben başkasına sıktıracağım yanağımı. Asıl sen kıskanacaksın beni ! Geçen sene öyle demiyordun ama...Gördüğün yerde sıkıyordun yanağımı. Şimdi böyle mi olduk ?! Bırak ya bırak ! Konuşma benimle. Ağlamıyorum ya o da nereden çıktı ! Hayır ya gözümü toz kaçtı sadece ! Git başımdan be !
İstanbul ! N'aber ? Nasıl gidiyor ? Dur dur, hepsini anlatma. Yarın gelince anlatırsın. Benim de sana anlatacağım çok şey var. Oğlum, Sakarya beni bildiğin öldürmeye çalışıyor. Ben de dedim ona "Ben İstanbul'da öleceğim." dedim ama dinlemedi. "Sen buraya aitsin hafız. Burada ölmeyi hak ediyorsun." dedi. Tartıştık bir süre...Sonra "Ben anamın evine gidiyorum !" dedim. Aramız biraz açık. Gelip sende kalabilir miyim bir süre ? Eğer Sakarya'dan telefon gelirse, oraya geleceğimi söyleme sakın. Peşimden gelir diye korkuyorum.
Billy Talent - Line & Sinker
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder