17 Mart 2010 Çarşamba

Senin İçin

Farketmiyorsun ama sana bakıyorum. Her dakika, sadece sana bakıyorum. Konuştuklarım senin için...Kurduğum cümleler senin için...Ellerimin soğukluğu, ısıtman için...İçtiğim kahve seninle uyanık kalmak için...İzlediğim film, sana anlatmak için...Farketmiyorsun ama çoğu şey sadece senin için.

Ben konuşmayı severim...Severim ama konuşmam. Kolay değildir beni konuşturmak. Konuşmaya başladım diyelim...Kelimelerim anlaşılırdır. Uzundur, dolaylıdır ama anlaşılırdır. İfade edebilirim kendimi. Anlaşılır ya da anlaşılmaz...Gece uyurken kendimi ifade ettiğime inanır ve rahatça uyurum. Nadirdir istemsizce lafı uzatmalarım. Bazen öyle çok konuşurum ki, ben bile farketmem ne kadar fazla konuştuğumu. Cümlelerim bitince farkederim saçmaladığımı. Çok fazla kişi göremez bu hâlimi. İçimden, özgürce konuşabildiğim insanlar yoktur hayatımda. Sen görüyorsun. Şanslısın...Çünkü kimsenin göremediği bir yanımı görüyorsun. Bense zevk alıyorum bu yanımı sana göstermekten. Küçük bir sırrımız oluyor bu.

Dinlediğim müzik The Smith'ten değil belki ama sen yine de biliyorsun ne dinlediğimi. Benim için mucizedir bu. Mucize ve mutluluktur. Hergün kafamı kurcalar. Hiç aklımdan çıkmaz. Ne dinlediğimi biliyor derim yüzümdeki gülümsememle. Seni her gördüğümde, aklıma o an çalan şarkı gelir. İçimden söylemeye başlarım. Seninde içinden bana eşlik etmeni dilerim. Özeldir böyle anlar benim için.

Kafamın içinde yer edinir bazı şeyler. Hiç unutmam. Senin ilk gün ne giydiğini unutmadığım gibi...Tamam yalan söyledim. Ne giydiğini hatırlamıyorum ama ayakkabını çok iyi hatırlıyorum. Ayakkabının benim ayakkabımı kirlettiği zamanki yüz hâlini de hatırlıyorum. A bu arada...Islak mendil için teşekkürler. Verdiğin ıslak mendilin üstündeki pizzacının adını bile unutmadım hâla. Verdiğin sözde hâla aklımda...Bir gün o pizzacıya gideceğiz ve sen ayakkabıma bastığın için kendini affettirmek adına hesabı ödeyeceksin. Söz veriyorum...Bir dahakine de hesaplar benden.

Bir hafta boyunca dolmuştan giriş kapısında inmek ve geriye kalan yolu pestilim çıkana kadar yürümek zorunda kaldım. Olsun...O gün, kimlikleri kontrol eden görevliyi kandırman için kendi kimliğimi sana vermeseydim, sunumunu yapamayacaktın. Gerçi, ders çıkışı ya da ertesi gün geri alırım diye düşünmüştüm. Bir hafta bekleyeceğim hiç aklıma gelmezdi. O kadar gün, nereye kayboldun, hangi sınıftaydın, kimlerleydin bilmiyorum. Tek bildiğim, senin yüzünden bir hafta boyunca okulun girişinde inip, uzunca bir süre yürüdüğüm. Kabul etmem gerek, her yürüyüşe başladığımda kendimi salak gibi hissediyordum. Ve birkaç gün daha geç karşılaşsaydık, kimliğimin yenisini çıkartmak için gazeteye hükümsüzdür ilanı verecektim. Güzel zamanlama...Ama biraz daha erken olsaydı da şikayetim olmazdı.

Senin için sadece, dinlediğimiz ortak bir müzik var...Ayakkabıma bastığın için birazcık sohbet ettik...Konuşurken kelimelerin yerini karıştıran şapşal bir çocuğum...Acelen olduğu için, kimliğini sana veren sıradan bir arkadaşınım. Benim içinse, bunların hepsinin bir anlamı var. Sen farketmesende, hepsi senin için.

Şimdi sen "Derse girmem gerek." diyorsun. Bense hiç gelmeyeceğini çok iyi biliyorum. Belki başka bir zaman, başka bir şarkı yeniden tanıştırır bizi. O gün için, bana işimi kolaylaştıracak bir ipucu vermek ister misin ?

Florence And The Machine - Cosmic Love

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder