21 Mart 2010 Pazar

Bak İstanbul...

Pazartesi günlerini en çok İstanbul'dayken severim ben. Sabah olmadan eşyalarımı toplamaya başlarım. Gün daha yeni yeni doğmaya başlamışken, bomboş sokakları dolduran birkaç insandan biri olurum. Trene binerim ve giderim. İstanbul arkamdan koşar...Ama bir kez daha güneşin doğuşunu bana göstermek için geç kalmıştır. Ben çoktan yoluma koyulmuş ve müziğimi dinlerken, kimsenin alışık olmadığı İstanbul'un sessiz ve sakin dakikalarına tanıklık ederim.

Dört gün...Yeterlidir benim için. Yeterlidir diğer evimi özlemem için...Yeterlidir gitmek için heyecanlanmaya...Dört gün, İstanbul'dan sıkılmak için yeterlidir.

Çok üstüne gidiyorum bu şehrin ama hakediyor...Nimetlerinden hergün yararlanamadığım şehri ne diye öveyim ki ben ? Bir sene bile benimle vakit geçirmeye tahammül edememiş şehri ne diye seveyim ? Dördüncü sene bitecek...Ve ben son dört senede, sadece bir senemi doya doya İstanbul'da yaşamış olacağım. Daha da devam edecek bu ayrılık...En azından birkaç senesi daha var. Yıllarımı verip büyüdüğüm şehir, şimdi yeni yetme gençlere kapısını açıp bana sadece kapı deliğinden bakıp selam veriyor ve haksızlık ediyorsa, ne diye seveyim ki buraları ? Arkamdan koşup, bana gün ışığını armağan etmek istiyormuş...Peh ! Ne işime yarar ki gün ışığı, ben eski aşkımın yüzüne inen nuru balkonumdan izleyemeyeceksem ?

Birbirinden nefret eden iki aşık gibiyiz sanki İstanbul'la...Ya da ben çok fazla kişiselleştirmeye başladım bu şehri...Herneyse. Sonuç olarak, sanırım ikimizde birbirimize aşığız ama bundan nefret ediyoruz. Olmaması gereken bir şeymiş gibi...Kabul etmek zor geliyor. Bu yüzden de, elimizden geldiğince umursamaz davranıyoruz birbirimize karşı. Aman ne iyi...Şunu bilesin ki canım, elinden geleni ardına koyma çünkü ben öyle yapacağım !

Birkaç saat sonra gidiyorum ben. Yine...Seni yine terkeden ben oluyorum. Ve sen, her zamanki yerinde beni bekleyeceksin. Fazla bekleme...Haftaya vizeler başlıyor bu yüzden gelemeyeceğim. Belki sonraki hafta olabilir...Hiç umrunda değilmiş gibi davranma ! Merak ettiğini ikimizde biliyoruz.

Hem, ben seni tamamınla seviyorum lan. Öyle, sadece Taksim'ini, Kadıköy'ünü, barlarını, gece hayatını, manzaranı, kısacası belli başlı şeylerinden hoşlanıp, bunun adına sevgi demiyorum. Sen de biliyorsun ki haksızlık etmem ben sana. Ben senin o rezalet kokan dereni bile seviyorum. Gerçi, biraz daha düzgün koksa şikayetçi olmazdım ama olsun. Ne kadar yabancılaşsakta son birkaç yılda birbirimize, sana haksızlık yapacak kadar nankör olmadım daha. Aptal şey...Şımarma hemen ! Nefret ediyorum senden yine de.

Brandi Carlile - Losing Heart

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder