8 Aralık 2009 Salı

Dokuzuncu Baskı

Hayal gibi...Üstüne benim t-shirtlerimden birini geçirmiş olan bir kız, önüme konulmuş güzel bir kahvaltı ve haftasonu...Burnumdaki hafif sızlamayı ve yara izlerinden birkaçını da atlatabilirsem herşey daha güzel olacak. Kafama not düşüyorum...Bir daha bilmediğin ilaç yada merhemleri sakın kullanma.

Üç hafta geçti...Özge'yle dört kere buluştum. Güzeldi ama hesabı hep ben ödedim. Babamla iki kere telefonda konuştuk. Hâla benimle görüşmek için uygun bir zaman bulamadıklarını söylüyor. Bense kardeşimin varlığının şokundayım ve inatla görmek istiyorum. Kafama not düşüyorum...Kardeşini ikinci kez unutma.

Vizeler güzel geçmiş. Üç tane sınavım dışında diğerlerinden geçeceğime şüphem yok. Şu dayak yediğim, acısını hatta izlerini hâla üstünde taşıdığım günün sınavı da kötü geçenlerin içinde. İyi geçeceğinden emin olduğum tek sınavı, acı içerisindeyken yapabilmek pek kolay değildi.

Özge'yle güzel bir kahvaltının ardından dışarı çıktım. Kafamdan milyonlarca şey geçiyordu. Aslında üç tane şey geçiyordu. Neden milyonlarca diyerek abarttığımı bilmiyorum. Ağız alışkanlığı olsa gerek. Herneyse...Fazla uzatmaya gerek yok. Nerede kalmıştık ? Ah evet, aklımdan üç şey geçiyordu. Ailem, borcum ve Defne...Defne konusuna daha sonra değiniriz. Özge'den her geçen gün hoşlanmaya başlamak beni korkutuyor. Bu yüzden kafamı başka kızlarla oyalasam iyi ederim.

Kendilerinden borç alıp, kaçmaya çalıştığım adamlardan bir türlü kurtulamadım. Yüzümün şeklini değiştirdiklerinin birkaç gün sonrasında borç tahsili için tekrar geldiler. Yanımda para yoktu. Birkaç saat içinde paranın geleceğine ve ödeyeceğime yemin ettim. Onlar da benimle birlikte beklemeye karar verdiler. Hayvan herifler birgün boyunca evimde kaldılar. Ertesi gün parayı verdiğimde beni biraz daha hırpalayıp gittiler. Giderken de, borcumu gecikmeli ödediğim için gelecek ay beş bin lira daha alacaklarını söylediler. Bu veda cümlesi pek hoş değildi ama arkalarından sadece bakabildim. Bu adamların şakası yok. Ayrıca haklarını vermek lazım...Oldukça güzel dövüyorlar.

Babam bir kere beni ziyarete geldi. Tam olarak baba oğul sıcaklığında bir ziyaret sayılmazdı. Bu sefer dayak yemedim...Tamam, sadece iki kere yedim. Bir önceki görüşmemize nazaran bu gayet güzel bir sayı. Annem hâla beni görmek istemiyormuş. Zeynepse benim adımı söyleyip duruyormuş ama kim olduğumu bilmiyormuş. Babama göre, kim olduğumu bilmesi içinde bir neden yokmuş aslında. Anneme göreyse, adımı öğrenmesine dahi gerek yokmuş.

Köklü değişiklikler olmuş evde. Mesela resimlerim yokmuş ortalıklarda. Odamdan geriye sadece içi boş dolabım kalmış. Olur da Zeynep ileride o dolabın neden orada olduğunu sorarsa, verecekleri cevabı bile hazırlamışlar. Eskiden, teyzemin bir süre onlarda kaldığını ardındanda taşınıp başka bir eve yerleştiğini söyleyeceklermiş. Ailemin bu kadar iyi yalancı olması beni şaşırttı. Bu konuda beni bile geçeceklerini düşünmeye başladım.

Defne konusuna gelince...Tam karşımda oturan kişiden bahsediyorum. Özge'yi kendi evimde yalnız bıraktıktan sonra, Defne'yle buluştum. Neden buluştuğumu bilmiyorum. Geçenlerde kendisiyle görüşmeyi isteyip istemediğimi sormuştu. O an çok canım sıkılıyordu ve bende görüşmek istediğimi söylemiştim. Hepsi bu...En azından herşey bu kadar basit gözüküyordu. Kafama not düşüyorum...Biraz akıllansam iyi olacak.

The Dears - We Can Have It

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder