Bazen elden birşey gelmez. Ya da kabullenmek istemeyiz yapabileceğimiz birşeylerin olduğunu. Sadece bekleriz. Her zaman...Her gün, her saat, her dakika ve her saniye. Beklediğimiz birşeyler muhakkak vardır. Niye beklediğimizi bilmeyiz...Sonuçsa felakettir.
Güçlü olduğumuzu kanıtlamak için en aptalca kozumuzu oynarız. Bekleriz...Hayat bizim. Sonsuza kadar yaşayacağımızı ve eninde sonunda elbet herkesin pes edip bizim kazanacağımızı sanarız. Kazanmanın verdiği mutluluk ve tatmin bir anda kesilir. Boş gözlerle bakarsın bir süre. Kaybettiğini anlarsın...İşin kötüsüyse, kaybetmemek adına hiçbirşey yapmadığını anladığın kısımdır. Güçlü gözükmek tatlı gelmiştir...Oyunu sürdürmek zorundasındır. Dışarı çıkarsın ve etrafa bir kazanan edasıyla bakışlar atmaya devam edersin. Herkes yeniden hayatına başlarken, sen kaybetmenin yükünü omuzlarında taşımaya yeni başlarsın.
Yaşayıp öğrenmek...Bir insan size ne kadar fazla yardımcı oluyor ve sizi anlıyorsa, o kadar acınasıdır. Yaşamıştır ve öğrenmiştir. Acı çekmiş ve hayatına devam etmiştir. Keşke okunduğu kadar basit olsa hepsi. Yazıldığı kadar çabuk bitse...Herneyse. Sonuçta o kişi ya da kişiler yaşadıklarından ders çıkararak size yardım etrmeye çalışır. Ancak her zaman cümlenin sonu aynıdır..."Zaman herşeyi telafı eder.". Tam olarak aynı olduğuna garanti veremem ama biliyorum ki mantık budur. Ne kadar yaşayıp öğrensek bile anlayamadığımız tek birşey vardır...O da, zaten herşeyi zamana bıraktığımız için bataklığa battığımızdır. Bu yüzden hiçbir lanet şeyi öğrenmek istemiyorum ama elimde değil. Daha doğrusu, elimizde değil...
Zaman, çoğu şeyi telafi eder. O kadar da kolay değil...Bu iyilik için önce senden fedakarlık ister. İlk önce herşeyin çok daha kötüye gitmesini, kendini kandırmanı, mutlu gibi gözüküp tek başına kaldığında kendisiyle hesaplaşmanı, içini dökmeni ve yaptıkların için pişmanlık duyup gizliden gizliye özür dilemeni ister. Kabul edip bu evrelerden geçersen, yaralarını sarmaya başlar. Beklersin...Zamana muhtaçsındır. Biran önce seni iyileştirmesini beklersin. Seninle oyun oynar...Arada sırada aklına getirir tüm o olanları. Böylece daha fazla muhtaç olursun. Zaman...Şeytanın ta kendisidir. Melek olmak içinse, senin defalarca yalvarmanı bekler.
Ne kadar beklersek bekleyelim...Harekete geçmek için hiçbir zaman geç değildir. Güzel yalandır. Umarım inanmıyorsunuzdur. Son kartlar açıldığında, oturduğunuz yerden izlemeye devam edemezsiniz. Beklemek her zaman getirisinde diğer ihtimali getirir. Herşey olup bittikten sonra düşünmeye başlarsınız. Birşeyler yapabilseydiniz nelerin değişebileceğini düşünürsünüz. Daha sonra içinizi kemirmeye başlar bu soru. Düşünmek için ayırdığınız tüm sürenizi buna harcarsınız. Zamanın, sizden istediği fedakarlıklardan biridir. Olanlar için kendinizden özür dilemeden önceki evredir. Doğru cevabı bulmak kısa sürmez çünkü doğru cevap yoktur. Yaptığınız yanlıştır...Tıpkı benim şu anda yaptığım gibi...Tıpkı senin şu anda yaptığın gibi.
En güzel kısım şimdi geliyor. İnkâr ederiz. Yaptığımızın - daha doğrusu hiçbir şey yapmamamızın - doğru olduğuna inandırmaya çalışırız kendimizi. Aslında gereken şeyin bu olduğunu söyleriz kendimize. Sadece kendimize söylememiz en doğrusudur çünkü başkalarına söylersek, biz farkına varmazken onlar içinden kahkahalar atmaya başlar bu duruma. Kimse bizden kendisi adına doğruyu yapmamızı istemedi ve istemeyecekte. Bu sadece işi zora sokmadır.
Beklemekten sıkıldığımızda, çok daha önceden yapmamız gerekeni yaparız. Harekete geçeriz. Geçmişi siler ve yeni bir arayışa geçeriz. Madem harekete geçebiliyoruz, neden hiçbirşeyi kaybetmeden önce bunu yapmıyoruz ? Çok fazla soru soruyorum...Bunları bir yere not etmeliyim sanırım.
Biraz eğlenelim...Bekleyelim, güçlü görünelim, kimseye ihtiyacımız olmadığını ve herkesin bize ihtiyacı olduğunu kanıtlayalım. Kendimizi tatmin edelim ve bundan zevk alalım...Sonrasını düşünmeyelim. Çünkü biz bunu yapanlar olarak, aptal kişileriz ve sonrasını düşünmemize gerek yok. Buna "Anı yaşamak." diyoruz. "Aptallık." demek zor geliyor. Şimdi bile "Sensin aptal !" demeye başlamış olmalısınız bana. Diyorum ya, zor geliyor.
Kart oyunları tehlikelidir. Papazınıza güvenirsiniz ve saklarsınız. Son kartlar atıldığında yüzünüzde pis bir sırıtışla papazınızı gösterirsiniz. Karşıdan as geldiğinde neye uğradığınızı şaşırırsınız çünkü hayat asını her zaman kullanmaz. En doğru zamanı bekler. Aslında kullanıp kullanmaması da biraz size bağlıdır. Herneyse...Umarım son kartınız elinizde patlamaz.
Not : Neden bu kadar saçma başlıklar atıyorum ben ? Sanırım bunu da not etsem iyi olacak. Bu yüzden başlıklarım saçmalıkları hakkında düşünüp dalga geçmeden önce bunu bilin ! Herşeyin farkındayım !
Other Lives - Black Tables
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder