Ateşle oynuyoruz çünkü bundan zevk alıyoruz. Canımız yanana kadar oyunu sürdürüyoruz. Ölen her bir hücremiz, kaybettiklerimizi temsil ediyor o an. Yenilenen hiçbir hücre tatmin etmiyor bizi. En azından ileride etmeyecek...
Aşağı yukarı, sağa sola...Dolanıp duruyoruz. Kafamızdan milyonlarca şey geçiyor. Yapmak isteyip, yapmaktan korktuğumuz şeyler...Bazen sinsice davranıyoruz. Ateşe başkalarını atıyoruz. Bizim peşimizden gelmek için can atan o kadar fazla kişi var ki aslında. Bu yüzden umursamıyoruz. Birini feda etmek çok kolay geliyor bize. Soğuk pençe darbesi...Yüzümüze vurduğunda kendimize geliyoruz. Vücudumuzun herbir yanı soğuktan donduğunda düşünecek vaktimiz oluyor. Ancak düşünmek çoğu zaman herşeyi eskiye döndürmüyor. Bunu bildiğimiz için de çaba göstermeye gerek duymuyoruz. O küçük ihtimali ihmal ediyoruz.
Başkalarının yaşadıklarından, bizler ders çıkartıyoruz. Başkalarıyla aynı kişilermişiz gibi düşünüyoruz. Yanlış olduğunu bile bile...Denemekten işte o anda çekinmeye başlıyoruz. Başımıza aynı şeylerin gelmesinden korkuyoruz. Korkmayanlar ikiye ayrılıyor...Kendilerini ateşe atıp kurtulamayanlar ve uzunca bir süre uğraştıktan sonra çıkış yolunu bulup tepeye yükselenler. Eğer önümüzde aynı anda hem olumlu hem de olumsuz örnekler duruyorsa, asla olumluyu düşünemeyiz. O andan itibaren, diğer kişilerin deneyip ne sonuca vardığını görmeden harekete geçemez oluyoruz. Herkes çekingen davrandığındaysa, ortaya sonucu belli olmayan yol ya da yollar çıkıyor. Sonunun karanlık ve çıkmaz olduğuna inanılan yollar...
Benciliz çünkü bize bencil olmamız öğretilmiş. Şu anda mutluysak gerisinin hiçbir önemi yok. Geride kalan hiçbir şey umrumuzda olmuyor. Anlık mutluluklar bize yetiyor. Yarını ve yarın yanımızda olmasını istediğimiz kişileri düşünecek vaktimiz yok. Hergünümüz böyle güzel geçecekmiş gibi davranıyoruz. Gelecek, aslında kimsenin düşündüğü birşey değil. Kabul edelim...Huzurlu, mutlu kısaca olumlu bir anımızda geleceğimizi asla düşünmeyiz. Bizim geleceğimiz, şuanki mutlu günümüzdür bizim için.
Dışarıdan bakıldığımızda çok farklıyız. Gülüyoruz, güldürüyoruz...Eğleniyoruz, insanlar bizi seviyor, hiçbirşeyi düşünemeyecek kadar yoğunuz, halimizden memnunuz...Başkalarına bu şekilde gözükmek çok kolay. Hatta bazen bu rolümüze o kadar çok kaptırıyoruz ki, biz bile kendimizi öyle görmeye başlıyoruz. Yine de haftanın sonunda aynaya baktığımızda, yalnız bir ruh, sevimsiz bir beden, ağlamaktan yorulmuş gözler, asık bir surat ve boş bakışlar görüyoruz. Kendimizi iyi biliyoruz...Bu yüzden aynaya bakmamak için elimizden geleni yapıyoruz. Ancak ne kadar uğraşsakta merakımızı yenemiyoruz. Her seferinde başka bir yüz görebilmek umuduyla aynaya koşuyoruz. Fazla bir değişiklik olmuyor. Dışarıdan nasıl gözüktüğümüze ne kadar önem verirsek, her aynaya bakışımızda bir o kadar daha erimiş bir resim görüyoruz. Başkaları açısından ne kadar beyazsak, kendimiz için biz o kadar karanlığız.
Ateşle oynuyoruz çünkü bundan gerçekten zevk alıyoruz. Kendimizin düşündüğü değil, başkalarının düşündüğü yanlışlara kulak veriyoruz. Kendimiz için değil, başkaları için yaşıyoruz. Bizi olduğumuz gibi kabul edip bize zevkle eşlik edebilecek kişileri aramaya vaktimiz yok. Çünkü o vakti yaratmak istemiyoruz.
Thirteen Senses - Do No Wrong
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder