Şarkı yorumlamaları konusunda saçmaladığın bir gerçek. Çok fazla içine giriyorum dizelerin ve abartıyorum işi. Bazen o cümlenin çok uzağında bir yerde buluyorum kendimi. Yine de güzel oluyor. Denemek gerek.
Mew şarkıları beni benden almaya devam ediyor. Her şarkısında kesinlikle vurucu bir kısım var. O dinlendirici ses, yüzümde güzel bir tebessümle söylettiriyor o vurucu kısımları. Tabi söylerken biraz da sitem olmuyor değil bazı yerlerde.
Mesela "Are you ? My lady are you ?" demesi bu kadar umut ve mutlulukla söylenemez. Sanki, istediğini elde etmişsin ve biraz şaşkınlık, biraz sevinç, biraz da coşkuyla karşılamışsın bu durumu gibi. Ya da henüz elde etmemişsin ama içinden bir his cevabın kötü olmayacağını söylüyor. Birgün bende birisine böyle sormak istiyorum bu soruyu. Cevabını çok fazla umursamadan. Yüzümde gülümsememle.
"Should I say goodnight to you ?". Kısa ama etkileyici. Jonas'ın harika yorumu sayesinde. Kararsızlık var ama hafif bir sitem de yok değil. İyi geceler dilemeyi içten o kadar fazla istiyor ki. Ancak burukluk var. Burukluk ve çekince. Bu onu nereye götürür bilmiyor. Sonu ne olur, bu soru daha ne kadar karşısına çıkmaya devam eder...Hiçbir fikri yok. Ardından gerçekten merak ediyor birşeyi. "Tell me honestly, am I adorable?" diyor. Başkalarının düşüncesi umrunda değil. Sadece O'nun vereceği cevabı istiyor. Kendisi için önemli olan bu. Başkalarının ne düşündüğü önemli değil. Hepimiz öyle değil miyiz ? Herkes güzel şeyler söyler ama bizim için düşündükleri gerçekten önemli olan çok az kişi vardır. Hatta bazen tek kişi...O kişi bizi hayata bağlar yeri geldiğinde. İşte o zaman, tek bir güzel söz bile herşeyi değiştirebilir. Bu yüzden gereğinden çok bekleriz o cümlelerin gelmesini. Sonundaysa buna kesinlikle değer.
"Little misty. Say you miss me. Say you're sorry...Be on my side. Don't waste your pride. Say you're sorry." İşte benim en eski favorilerimden. Sitem, istek, burukluk, ümitsizlik...Daha birçok şey. Hepsi içinde var. Şarkıya bu sefer müzik vermiş o duyguları. Çok fazla şey istediğimizi çok önceden yazmıştım sanırım. Bunlardan sadece birkaçına gerçekten ihtiyacımız vardır. O birkaçıysa genelde gerçekleşmeyen şeylerden ibaret olurlar bir süre sonra. Ve o isteklerimiz, kişiler üzerine kurulu olur. Yanımızda olmasını istediğimiz kişi ya da kişiler vardır. Bu istek ne kadar körelirse körelsin, hiçbir zaman bitmez. İhtiyacımız her zaman olmuştur ve olacaktır. Biraz önce bahsettiğim o güzel sözlerden bazıları çok özeldir. "Seni özledim."...Bu lafı söylemek ne kadar zorsa, duymayı istemek o kadar fazladır. Ümitsizce bekleriz bazen bu ve bunun gibi cümleleri duymayı.
"You're my dancing girl.". Evet...Seni seçtim der gibi. Düşündüm ve sonunda seni buldum. Partnerim olmanı istiyorum. Bu dansı ve sonrasında edeceğim tüm dansları seninle etmek istiyorum. Birbirimizin gözlerinin içine bakalım ve mutlu olalım. Dans hiç bitmesin isteyelim. Sonunda ben iyi dans edemediğim için senden özür dileyim. Sense benimle dans etmenin zevkli olduğunu söyle. Söylediğin yalan o kadar belli olsun ki, bir süre sessizce birbirimize baktıktan sonra kahkahalar atalım. Ne kadar berbat bir dansçı olduğumu bilsende beni bırakama. Hep ikimiz olalım.
"Why are you looking grave? Are you thinking of something to say? Why are you sitting there? Are you hoping that someone will stare?". Birinin sessiz bir şekilde oturup uzaklara daldığını düşünün. Ona acıyan bir sesle söyleniyor bu cümleler. Kimsenin anlamadığı bir kişinin üzüntüsü...Yanlış olanı arayıp bir türlü bulamamış gibi. Düşünüyor ve bekliyor. Söyleyeceği veya söylemek istediği çok fazla şeyi var ama kimsenin anlamayacağını biliyor. Bu yüzden sessizce oturuyor. Yine de, birgün herşeyin kendisi için yoluna gireceğinin farkında. En azından farkında olmak istiyor...
"Did I really see you, or was it a dream?". Şuanda, hepimizin düşleri var. Karşımızda birisinin olmasını istiyoruz. Tek bir kişinin. Her zaman özel birisi vardır. O kişiyi görmeyi hayal ediyoruz. Hayatımızın pek çok noktasında. Başkalarıyla yaptığımız şeyleri, o kişiyle yaptığımızı düşünüyoruz bazen. "Keşke yanımda olsaydı." diyoruz. Bazen, gerçekten yanımızda oluyor. Daha fazlasını istiyoruz. Çok fazla şeyi birlikte yapmak...Hayallerimiz gerçeğe dönüşmedikçe, biz hayallerimizi gerçekmişçesine yaşamaya başlıyoruz. Çünkü elimizden başka birşey gelmiyor.
"And I'm sorry about you and me. And I'm sorry about us.". Vazoyu kırdığımız zaman büründüğümüz haylaz çocuk modunda söyleniyor bu kelimeler. Yani, yanlış ve hoşa gitmeyen birşey yapılmış. Yapan kişi bunun farkında ama "Ne yapayım canım. Oldu bir kere." der gibi. Şarkı aynen bu tatta. Gerçekten üzgün olduğuna inandırmak için arkadan "I'm really really sorry." seslerini duyabiliyorsunuz. Gerçekten üzgün ama bunun bir hata olduğu açığa çıkana kadar yanlış birşey yaptığını düşünmüyormuş gibi. Kendisini affettirmek için karşısındakinin ayaklarına kapanan değil, haylazlığı suratından okunan o çocuk suratına bürünmüş kişilerden. Biraz beni yansıttığı için de fazla önem vermiş olabilirim bu şarkıya (bkz: kendini ifşa etmek)
"All I do is run tonight." Hepsi bu çünkü tek yapmak istediğim buydu der gibi. Koşmak istedim ve koştum. Küfür etmek istedim ve ettim. Okulu asmak istedim ve gitmedim. Tek yaptığım buydu. Bu kadar basit. Zamanla kısıtlanmış özgürlük gibi birşey. Yine de hepimiz bazen böyle şeyler yapmıyor muyuz ? Mesela yağmuru gördüğümüz an dışarı çıkıp yürümeye başlayanlar yok mu ? (bkz: kendini ifşa etmek vol. 2). Bir nevi deşarj olmak diyebiliriz.
Bitirişi Comforting Sounds'la yapmak boynumun borcudur. "I don't feel alright. Because you make promises that you break.". Tamamiyle buruk bir şarkı. Çok şeyler duyuyoruz. Hepsi de güzel şeyler. Hayali bile heyecan verici olan sözler. Günlerce düşünmemizi sağlayan kelimeler. Düşünmek bittiğinde, gerçekleşeceği zamanın beklemek bile heyecan verir...Çoğu gerçekleşmez. Bizi kırar. Düşünmeye devam ederiz çünkü bizi gerçekten mutlu ediyordur. Hiç bitmesin isteriz kurduğumuz hayal. Çünkü bittiğinde, asla gerçekleşmeyeceğini hatırlarız. Bizi, mutlu ettiğinden daha fazla üzer bu durum. Gerçeği kabullendiğimizde yeni hayaller kurarız. Yeni sözler verilir bize. Onları düşünmeye başlarız. Hiçbirini elde edemeden yaşlandığımızı fark ederiz. Hepsi bu kadardır...Çocukluğumuza dönmek isteriz çünkü o zamanlar tamamiyle saftır. Küçük ve gerçekleşen hayallerle doludur.
Şarkılarla çok fazla oynadım ben. İçini kurcaladım, bozdum...Üzüldüm ve çöpe attım. Kıyamadım ve çöpten tekrar aldım bir süre sonra. Tamir ettim, yeniden kurcaladım ve tekrar bozdum. Bu hep böyle sürdü ve sanırım böyle sürmeye devam edecek.
Mew - Say You're Sorry
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder