Sigara...18 yaşından küçüklere satılmaması gereken, içinde zifir, nikotin gibi zımbırtıların bulunduğu ve insanı sessiz bir şekilde zehirleyen, içinize çekip üflediğinizde ağzınızdan duman çıkmasına yarayan zehirli çubuk.
Ayna...Baktığınızda kendinizi görebileceğiniz ya da çeşitli açılarla tuttuğunuzda etrafı gözlemleyebileceğiniz nesne.
Perde...Boktan hayatımızı başkalarından saklamak için kulladığımız koruma.
Öğrenci...Alkol tüketen, seks yapan ve uyuyan kişi...En azından şu anda giydiğim t-shirtün üzerindeki baskıda öyle gösteriyor. Tamam tamam...Öğrenci...Çoğunluğunun sürekli alkol tükettiğini, seks hikayelerini anlattığı ve sürekli yan gelip yattığını iddia ettiği yalancılar topluluğunun oluşturduğu insan portreleri.
Fotoğraf...O anın gerçeklerini yansıtmayacak kadar sahte olan hatıra aracı.
Küçükken canım sıkıldığnda hep bu oyunu oynardım. Gördüğüm her şeyi tanımlaya çalışır, tanımlayamadıklarımı ise gider anneme veya babama sorardım. Genelde anneme sorardım çünkü babam bir süre sonra kendisine sorulan bu sorulardan sıkılmaya başlar ve beni anneme postalardı. Çekmeceleri karıştırırken bulduğum onlarca küçük nottan birinde yazanlar bunlar...Ama bu yazılar bana yardımı olsun diye yazılmamış çünkü harika saklanmışlar. Hemen hemen hepsinde çocukluğumdan kalan anılarım var.
Evin altını üstüne getirip, tanımlanacak başka bir şey bulamayana kadar bu oyunu oynamaya devam ediyorum. Saat sabaha karşı 04:47...Okula gitmek için daha çok vakit var. Aslında daha ne kadar vakit var bilmiyorum çünkü bugün dersin kaçta başladığını bilmiyorum. Ders programıma bakmak için interneti kullanabilirim ama numarama kayıtlı olan üniversite hesabımın şifresini bilmiyorum...Daha doğrusu hatırlamıyorum. Birilerine mesaj çekebilirim ama rehberimde bulunan isimlerden hangilerinin benim sınıfımda olduğuna dair bir fikrim yok. Önümde iki seçenek var...Ya erkenden gidip birilerinin beni yönlendirmesini beklerim, ya da makul derecede geç bir zamanda gidip, birilerinin beni yönlendirmesini beklerim...İkinci seçenek kulağa daha makul geliyor. En azından, uzun süre kendi kendime oturmama gerek kalmaz...İşin aslı, okula neden gidiyorum onu bile bilmiyorum. Sonuçta hiçbir şey anlamayacağım kesin ama evde oturup canımın sıkılmasından iyidir.
Hiçbir şeyi hatırlamayan hatta hiçbir şeyi hatırlamadığının az çok farkında olan birisinin olabileceği en sakin düzeydeyim. Olayı garipsediğim filan yok...Bazen güldüğüm bile oluyor. Mesela, cebimden adresimin yazılı olduğu kağıdın çıktığı anı hatırlıyorum ve kahkahalar atıyorum. "Demek daha önce de bu hâle düşmüşüm." diyorum ve gülmeye devam ediyorum. Ardından da ekliyorum..."Zekisin oğlum...Hem de çok zeki...".
Öğlene kadar boş bir şekilde televizyon izledikten sonra okulun yolunu tutuyorum. Öğrenci kimliğimde birçok şey yazılı. En baştada okulumun adı...Fakültem, okuduğum bölüm, numaram. Kimliğin arkasındaysa gelişigüzel yapıştırılmış bandroller var.
Bandrol...Bir çeşit etiket.
Okula gidiyorum...Yanımdan geçen bir kıza mühendislik fakültesinin nerede olduğunu soruyorum ve kız gülerek bana aynı yere gittiğimizi, istersem beraber yürüyebileceğimizi söylüyor. Beraber yürüyoruz ve geldiğimizde ona teşekkür edip ayrılıyorum. Ayrılır ayrılmaz ensemde patlayan tokatla beraber esmer biri benimle konuşmaya başlıyor.
- O eziğin yanında ne işin var lan senin ?
- İyi bir kıza benziyordu.
- Evet evet...Geçen sene ona çıkma teklifi edip buluşma yerinde saatlerce beklettiğin zamandan beri hâla nasıl oluyorsa sana karşı iyi. Yine kızla saçma sapan taktiklerinle flört edip kandırmaya mı çalışıyorsun ?
Karşımdakinin dalga geçercesini konuşmasından ve benden bahsedişinden anladığım kadarıyla pisliğin tekiyim ve bunun getirisinde muhtemelen çoğu kişinin tanıdığı ve konuşabilmek için can attığı birisiyim. Bedenimin kimliğini de teşhis ettiğime göre artık öyle davranabilirim. Elimden geldiğince açık vermemeliyim.
- Ekürin nerde lan !?
Karşı masanın etrafına toplanıp sigara içen altı kişilik bir topluluktan gelen bu sese doğru gidiyorum ve hiçbir şey söylemeden bir süre öylece duruyorum.
- Ekürin nerde dedik oğlum...
Bu cümleden sonra suratında pis bir sırıtış oluşuyor ve ben bundan hiç hoşlanmadığımı, yüzümün aldığı ifadeyle belli etmeye çalışıyorum.
- Tamam be oğlum hemen sinirleniyorsun sende. Şaka yapalım dedik kötü mü ettik...Trip atmayı bırakta Can nerde onu söyle.
-....Çalışıyor bugün...
Ve bu lafımın ardından kafeteryadan elinde kahve bardağıyla birisi çıkıyor.
- Hani çalışıyordu lan ! Burada işte adam...N'aber Can ?
Garip bir şekilde canım sıkılıyor ve eve gitmeye karar veriyorum. Okula gelmek iyi bir fikir değildi. Kafama not düşüyorum...Her şey eskiye döndüğünde, seninle beraber yürüyen ve adını sormayı unuttuğun o kıza güzel bir yemek borçlusun.
Mates of State - California
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder