9 Mayıs 2010 Pazar

Edebi Yanılgı

Suçum neydi bilmiyorum ama birkaç yıl öncesine dayanan bir hikayenin, sadece sonuç kısmının okunmuş ve kesin kanılarla yok edilmiş olduğuma inanırım ben. Bu yüzden aynı şeyi ben de başkalarına yaparım. Elimde değil...Ama gelişme bölümünde ki o can alıcı cümleleri okumaya çaba sarfetmeye başladım. Çoğu, okunmaya değmez ve gereksizdi...Ah o harika cümleler, fantastik ve edebiyat dolu harika başyapıtlar...Hepsini okuyabilecek kadar kültürlü olmadığımı farkettim ve o an aklıma tek bir cümle geldi..."Chuck Palahniuk mi sanıyorsunuz lan kendinizi ?!"

Harika küfür ederim. Gerçekten harika...Eğer biraz olsun edebi bir yana sahipsem, bunu en çok küfürlerde kullanırım. Diğer konularda, bu özellik sadece kafanın karışmasına sebep oluyor. Hiç kimse dediğinizden bir şey anlamıyor. Herkesin elde edemeyeceği kadar özel olduğuna inandığım bu yetiyi ya her yerde kullanıp kendini ön plana çıkarayım derken rezil olmayacaksın, ya da bir Bertolt Brecht, Chuck Palahniuk, Nazım Hikmet veya Can Yücel olacaksın.

Mesela, bence Aziz Nesin kadar sade olabilmekte kolay değildir. Söylemek istediğini en basitinden, küçük kelime oyunlarıyla anlatmakta zordur. Yazdığın ya da bahsettiğin bir konuyu, her kesimden insanın anlayabileceği kadar açık konuşabilmektir bazen güzel olan. Tabi, bazısı başka anlar, ötekisi yanlış yorumlar, geriye kalanlar hak verir ve sonuç olarak ortaya farklı düşünceler çıkar. Ne olursa olsun, en azından herkesin kendi kafa yapısında düşünebileceği kadar net ve anlaşılır yazmıştır yazacağını. Böyle olmak lazım bazen hayatta.

O trende ki çocuk neyin nesiydi mesela ?! Trende veya otobüste, kısacası yolculuk esnasında kitap okuma hevesim her zaman olmuştur ama nedense bu durum bana mantıksız gelir. Özellikle de tren yolculuklarında...Trenin raylar üzerinde, bir süre boyunca sabit ivmeli olarak yaptığını düşündüğüm hareketi esnasında çıkardığı sesi, nasıl duymamazlıktan gelip kitabımı okuyabilirim ki ? Bunu başaran insanlara hayranlık duyarım ben. Ciddi anlamda hayranlık duyarım hem de. Birazda şaşkınlık içerisinde olurum tabi. Herneyse...Trende ki çocuktan bahsedecektim ben. Muhtemelen on dört yaşında olduğunu tahmin ettiğim o harika çocuğa (!), Ankara'dan dönerken rastlamıştım...Trenin lokantasında oturmuş ve X şahsıyla, geriye kalan azıcık paramızla ne yiyebileceğimizi düşünürken, o fantastik olgun velet tek başına oturmuş ve kulağında ki devasa kulaklığından dinlediği müzikle kitabını okuyordu. Harika ! Bence kesinlikle harika...Anlamadığım şeyse, kitabını okurken yudumlağı şaraptı...Ha bir de, şarabını yudumlarken etrafına attığı "Acaba insanlar beni izleyip kıskanıyorlar mı ?" bakışıydı.

Önyargılı olmayı istemem ama bazı zamanlar önyargılı olmak için harika manzaralarla karşılaşıyorum. Şarap, kitap, müzik, trenin lokantası ve on beş yaşına henüz girmediğine adım gibi emin olduğum bir çocuk. Önyargılı olup, edebi değerleri yüksek olan küfürlerimi sıralamamış olsaydım, kendime haksızlık ederdim.

Bence bunu iki farklı nedeni olabilir. Birincisi televizyon...Televizyonda izlediği birkaç film okuma sahnesinden etkilenmiş olabileceğini düşündüğüm bu çocuk, bunun getirisinde kendini o abilerinin hatta amcalarının yerine koymaya başlamıştır. İkincisiyse aile...Muhtemelen herhangi bir akrabasını - ki muhtemelen de annesini veya babasını- görüp özenmiştir bu duruma. Ne olursa olsun...Okumak güzel şey. Yeterki dikkat çekmek için olmasın. Hangi kitabı okuduğunu hâla merak ederim...Yani, şarap eşliğinde okuduğuna göre, Martı ya da Küçük Prens gibi bir kitap değildir. Merak ediyorum...En fazla on beşinde olan bir çocuğu, bu kadar etkileyebilen ve moda sokan kitap hangisidir ?

Ben öyle okuduğum kitapların yansıması olarak yaşamayı sevmem. Bir ya da birkaç şairin veya yazarın, bir ya da birkaç ktabını okuduğum için, onların yazdıkları gibi konuşacak değilim. Bence, sana doğru veya güzel geleni ağzına değil, kafana yerleştirebilmektir önemli olan. Kafandakileri de her zaman kullanmaya gerek yoktur. Yeri geldiğinde, mantıklı ve anlaşılır bir şekilde açıklayabilmektir asıl meziyet. Eğer yazar ya da şair değilsen, öyle boşa harcamaycaksın o güzelim cümlelerini. Doğru kişiyle, doğru şekilde konuşmayı bileceksin.

Ne dediğinin ve bir şeyleri anlatırken nasıl gözüktüğünün farkında olacaksın arkadaş...Sonra yüzüne gözüne bulaştırırsın o güzelim anlatma hevesini. Aradan biraz zaman geçtiğinde, karşında konuşacak kimseyi bulamazsın. Tabi, okuduğu kitabın sayfalarını güzelim kırmızı şarabıyla tatlandıran o çocuk dışında.

Matt Nathanson - Little Victories

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder