29 Kasım 2009 Pazar

Kasım Ayında "Oz" Ne Öğrendi ?

Twilight filmi...Son yılların kuşkusuz ki en güzel filmlerinden biriymiş. Bugüne kadar izlemediğim için pişman olduğumu söyleyebilirim. Henüz film vizyona girmeden antipati beslemeye başladığım bu filmi otobüs yolculuğu sayesinde izledim ve çok etkilendim. Heheyt !!! Şaka la şaka...Vampirli gençlik filminden başka hiçbirşey değilmiş. Vizyona girmeden önce kesinlikle izlemeyeceğimi söylemiştim ve izlemedim de. Ancak otobüste gösterilince, sesi de sonuna kadar açılınca ne kadar mp3 dinlemeye çalışsam da fayda etmedi. Resmen zorla izlettirdiler bana. Evde, sokakta, okulda kısacası her yerde "Edward çok tatlı birşey yaa aşkım benim." diyenler hâla gerizekalı konumunda benim için. Sokakta görülse suratına bakılmayacak adam, sırf vampir delikanlı diye sevilir mi ya ? Bildiğin gençlik aşklarının vampirlisi işte başka hiçbirşey değil. Kitabın yazarına üzüldüm biran. Eminim ki adam böyle birşey anlatmak istememiştir. En azından bu kadar acizce anlatmamıştır. Moonlight dizisine bakıyorum bir de şu çakma vampirin filmine...Yazık demekten başka hiçbirşey aklıma gelmiyor.

Günümüz gençliğinde müthiş bir işletme zekası varmış. Yağmurlu bir havada, McDonald's ta otururken bunun en güzel örneklerinden birini gördüm. Arkamızda oturan şahsiyet "Abi ben buraya bir kat daha çıkarım. Üst katı tenteyle kapatırım. Playstation cafe yaparım. Rahat rahat sigara da içilir hem. Alt katı normal cafe olarak kullanırım. En alt kat zaten Mc Donald's. Babalar gibi de iş yaparım." derken, betondan sızan yağmur damlalarının yanımdaki masaya damlayaşını seyrediyordum. İmar izni alıp bir kat daha çıkabilirse ve tenteyle playstationların ıslanmasını önleyebilirse, bu adam iş yapar arkadaş.

Spagettiyi kaşıkla yemeye çalışmak oldukça zor bir durummuş. Bir evde dört kaşık, iki çatal ve şimdilik kalan beş kişi olduğunu düşünürsek çatal sayısının az olduğunu görebiliriz. Bu durumda sofraya geç oturanlar kaşık kullanmak zorunda kalır. Öğrendiğim iki şey oldu...Birincisi, sofraya geç oturulmamalı. İkincisi kaşıkla spagetti yenmez, yenemez.

İlkokulda üniversiteli akrabalarıma özenirdim. Ben hep sınav olmak zorundayken onlar hayatlarını yaşıyorlar, eğleniyorlar ve en sonunda vize, finalden oluşan iki büyük sınavla tüm seneyi kurtarıyorlardı. Lise yıllarımda hayaller kurmaya başladım..."Kazanacağım bir üniversite, topu topu bir vize birde final. Zaten girince bitiriyormuşsun bir şekilde." deyip durdum. Geçen sene vize zamanı çalışırken kendimi ilk defa üniversiteliymişim gibi hissetmiştim ve huzurla dolmuştum. Hepsi kandırmacaymış...Bu sene gerçeği öğrendim. Vizeler, tek gecede halledilebilecek sınavlar topluluğu değilmiş. Saat sabaha karşı 05:36'da ayakta olmam ve çalışmayı henüz yeni bitirmem bunun en güzel örneği. Ha bu arada, saat altıda uykuya daldığımı ve sabah saat sekiz buçukta uyanmam gerektiğimi düşünürsek...Vizeler uyku probleminede neden olabiliyormuş. Bu da vizelerle ilgili öğrendiğim ikinci şey olsun.

Your Ghost parçasını birde Greg Laswell'den dinlemek gerekliymiş. Michael Stipe'le yarışacak kadar iyi bir yoruma sahipse, korkmakta gerekli bu çocuktan. E be adam ! Peki bu zamana kadar neredeydin ?

Alttan ders almak garipmiş. Geçen sene FF alıp kaldığın dersten bu sene AA ile geçebilme ihtimalinin doğması bile ilginç. Hatta onu geçtim; geçen sene vizesinden 12 alabildiğin dersten bu sene daha kafadan 15 puanlık ilk soruyu soruyu doğru yaparak normalin üstünde bir puan elde etme ihtimalinin olması bile enteranmış. Ne mutlu alttan ders alanlara !

It's Always Sunny In Philadelphia...İlk iki sezonunu indirdikten sonra büyük bir hevesle izlemeye başlamıştım, taa birkaç ay önce...Dizinin sonlarına doğru "Artık bitse de, silsek." havasında izlemeye başlamıştım. Üçüncü sezonu ve daha sonrasını indirmeyecek ve bu dizinin yüzünü bir daha görmeyecektim. Taa kiii...(bkz: Hakkı Devrim sırıtışı) Danny DeVito hatrına üçüncü sezonu da indirene kadar. Dördüncü sezonun inmesini büyük bir heyecanla bekliyorum ve elimde kalan tek bölüm olan üçüncü sezon finalini izlememek için elimden geleni yapıyorum. Dayanabileceğimi sanmıyorum...Dördüncü sezon biran önce inmeli ! Kasım ayının sadece iki üç günü bile, bu diziyi ağzımdan salyalar akarak izlememe neden olacak kadar bağımlı olmam için yetti. Cümle biraz saçma mı oldu lan ?

Geçen ay en son geldiğimde elektrik faturasını yatırıyordum...Aradan kısa bir zaman geçti ama yine elektrik faturası yatırıyorum. Zaman baya hızlı akıp gitmeye başlamış. Haddinden fazla hızlı gidiyor hatta...İstanbul'a uğramayalı baya baya bir aya yakın bir zaman mı olmuş yani ? Vay be...E bu hızla giderse iki gün sonra kendimi finallerin tam ortasında bulacağım ben. Heheyt !!! Ne de güzel moralimi bozdum ben öyle be.

İzleyecek fazla dizi kalmayınca Avatar'a sardık iyi mi ? Ama güzel anime. Valla izlenir yani. Yine de onca zaman adamakıllı takip etme şansım varken izlemeyip, milletin çoktan izlemeyi bitirip artık filmini beklemeye başladığı bir dönemde benim daha yeni izlemeye başlamış olmam garibime gidiyor. Yalnız, Soka favorim söylemeden geçemeyeceğim. Sevdim keretayı. İlerleyen bölümlerde manita filan da yapıyor kendine, bir bölümde görmüştüm zamanında. Tabi ben yanlış yorumlamadıysam. Aman neyse...Allah bizi Ben10'lerden korusun diyelim konuyu kapatalım.

Konya'da, tramvayda yer vermek önemliymiş. Hatta fazlasıyla önemliymiş. Uğruna tartışmalar, küfürleşmeler hatta sonrasında müthiş kavgalar çıkabilirmiş. Seyir zevki açısından benim bir şikayetim yok ama bire karşı beş kişide dalınmaz ki arkadaş. Mevlana kentinde olmamalı böyle şeyler. Tövbe hâşâ...

Zaman, yaptığınız planları gerçekleştirmenize olanak vermeyecek kadar hızlı geçiyormuş...Günler akıp geçer, sizse yaptığınız planları çöpe atıp bambaşka yerlere sürüklenmek zorunda kalırmışsınız.

Kasım ayı...Geçen seneye bakıyorum da, vizelerin arasına sıkıştırılmış kötü haberlerden başka hiçbirşey aklıma gelmiyor. Bu sene kasım ayı, yine vizeler ve yine kötü haberler armağan etti bana. Pek anlaşamıyoruz belli ki...Ben barışmak için çabalıyorum ama onun benimle takılmaya hiç niyeti yok sanırsam.

OneRepublic - All This Time

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder