31 Ağustos 2009 Pazartesi

On Gün Önce

On gün geçmiş vazgeçmemin üstünden. Kırılmamla, parçalarımın her yere saçılmasının ardından...Hâla toparlayamamışım, bazı parçalar kanepenin altına kaçmış ve alamıyorum. Her gün, denemekten biraz daha vazgeçiyorum. Kalan, orada kalsın diyorum kendi kendime. Daha fazla yorulmak istemiyorum...

Pins and needles dinlemeyeli on gün olmuş. Aslında saymadım ama bir şekilde öğrendim diyelim. On gün...Dinlemek istemediğimden mi, yoksa dinleyemediğimden mi bilmiyorum. Ama uzun bir süredir dinlemediğim ortada. Bazen, şarkıların anlamını yitirmesini beklemek lazım. Yeni anlamlar kazanabilmesi için...

Aslında en son bir şarkıya anlam yükleyeli de on gün olmuş. Birisinin biran önce anlamını kaybetmesini isterken, bir başka şarkıya anlam yüklemek ilginç. Diğerinin tekrar saf hâlini almasını beklerken en azından kirletmeye devam edebileceğin bir şarkının olması önemli.

Çeneme gelen dirseğin üstünden on gün geçmiş. Hâla biraz ağrıyor. Koca oğlanlarla oynamanın karşılığı sanırım bu. Nefesimin kesilmesinin üstünden de on gün geçmiş oluyor bu durumda. Dirsek darbesiyle alakası yoktu ama ikisi birden birkaç dakika içinde olmuştu. Anlayacağınız üzere, oldukça zevkli bir gündü.

On gün önce içmişim son kahvemi. Neden bilmiyorum ama o günden beri içmek istemiyorum. Sanırım bugün buna bir son vereceğim. Artık içmek istiyorum. Hatta belki iki tane bile olabilir. Bu arada; ben dışarıda bir yerde değilsem, bir bardak kahveyi bir buçuk saatte filan bitiririm. Eklemek istedim. Tadına varmayı seviyorum kahvenin.

En son on gün önce ve muhtemelen pins and needles dinlerken düşünmüşüm kimi, ne ayakta tutuyor diye...Sıra bana geldiğinde cevap bulamamıştım. Yani net bir cevabım yoktu. O ana kadar, herkes için somut olan herşey bana geldiğinde soluklaşmıştı. Aslında bu güzel birşey...Beni ayakta tutan hiçbirşey yok. Tek başıma ayakta durmaya çalışıyorum ve sanırım başarıyorum. Havalı ha ?

Sevdiğim insanların en büyük özelliği, onları sevmem için hiçbir nedenimin olmayışıdır. Hiçbir nedene ihtiyaç duymadan sevmek oldukça güzel bence. Sebepler gelip geçici şeyler ve yok olabilirler. Sevdiğim insanların hemen hemen hepsini neden seviyorum bilmiyorum...Bu içimi rahatlatıyor çünkü neden yoksa o nedenlerin tersine dönme ihtimali de yoktur. Bu ne zaman mı aklıma geldi ? Tam on gün önce...

On gün önce, biranda bırakmışım birçok şeyi. İpleri ben çözmüşüm ve bırakıvermişim işte. Genellikle kuşlarını kafesten çıkarıp özgür bırakanların yanında hep bir abi olur ve şunu der; "Seni seviyorsa geri gelecektir.". Sanki öyle bir durum. Ben geri gelmeleri için salmadım ipleri aslında...Biraz rahatlamak için yaptım. Ancak yine de ipin bana ait olan kısmını bırakmadım. Elimde sıkıca tutuyorum. Eğer geri dönüşler olursa, hızla çekmeye başlayayım diye...

Ayaklarım bağlanalı kaç gün olmuştur sanırım tahmin edebiliyorsunuz. Evet...On gün olmuş. Bağlanmaktan öte, geri geri gitmeye başlamış o günden beri. İleri adım atmaktan korkan ayaklar, artık korkunun ötesinde istemsizlikle dolup taşmış. Bu kadar korku ona fazla gelmiş. Elimden birşey gelmez...Sadece destek veriyorum. Korkarken inadına üstüne gittiğim şeylerin gerçekte ne kadar gereksiz olduğunu anladığımda, bana bunu yapmamı söyleyen kısmım şansını kaybetti. Bu kez söz sırası, ileri adım atmak istemeyen ayaklarımda.

Gerçekten on gün olmuş hepsinin ardından. En son on gün önce bu kadar fazla düşünüp bazı kararlar almışım çünkü. Bazıları zor olmuş, bazıları oldukça kolay. Bazı kararları uygulerken hâla zorlanıyorum, bazılarını uygulamaksa oldukça zevkli.

Joe Purdy - Balcony/Green Eyes

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder