8 Ağustos 2009 Cumartesi

Yalnız

İşte bitti. Finaller ve son. Sonunda İstanbul'dayım. İstanbul'dan ziyade evimdeyim...Artık tatil tam anlamıyla başlayabilir. Bir buçuk ay gecikmeli olsa da...

Evde yalnız olmaktan büyük zevk alıyorum ama tek başıma yemek yemekten çok sıkılıyorum. Yakmış olduğum pizzamla masama oturuyorum, müziği ve televizyonu aynı anda açık tutuyorum. Müziğe eşlik ederken, diğer yandan da görsel olarak birşeylere bakıyorum. Ancak bu bile yeterli olmuyor. İleride, olurda tek başıma eve çıkarsam bu tek başıma yemek yeme olayına bir çözüm bulmam gerekecek.

Balkonda bulunan çiçekleri sulamaktan nefret ediyorum. Beni sevmedikleri bir gerçek. Yani elimden geleni yapıyorum. Onlara günümü anlatıyorum, espriler yapıyorum, sevgi gösterilerinde bulunuyorum ama hayır. Onlar inadına solmaya devam ediyorlar. Daha ne yapabilirim ki ? Solunca da ''Ben sanki çok meraklıyım lan sizi sulamaya!'' diyorum. O zaman daha da bir gıcık oluyorlar bana. Solmaktan öte iyice kuruyorlar. Ne yapsam yaranamıyorum çiçeklere.

Eskiden yalnız kaldığım zamanlar, sabahlara kadar oturmak gibi bir huyum vardı. Artık bunu yapmakta zorlanıyorum. Bir saatten sonra garip yorgunluk ve baş ağrısı hissiyle savaşmam gerekiyor. Eğer bu yarım saatlik zaman dilimini atlatabilirsem ağrı ve yorgunluk ortadan kayboluveriyor. Elimden geleni yapıyorum. Kendimle başbaşa kalmışken elimden geldiğince uzun zaman geçirmek istiyorum.

Yediğim yemeklere, saçma sapan eklentiler yapmayı seviyorum. Mesela, pizzanın üstüne fazladan sosis ve peynir rendelemek oldukça güzel oluyor. Pizzayı yakmadığınız sürece normalinden çok daha güzel bir pizzayla karşılaşabiliyorsunuz. Tostu üç katlı yapıp, arasına yeşil zeytin ve domates eklemekte güzel oluyor ( bkz: Oz Usta'dan çabuk yemek tarifleri ).

İşin garibi, evde birileri olsa kesinlikle sıkılırdım. Fazla aktivitem yok...Dışarı çok fazla çıkmıyorum. Günün büyük bir kısmında evde tıkılıp kalıyorum ama şikayetçi değilim. İlginç ama tek başımayken bunların hiçbirisini umursamıyorum.

Birilerine birşeyler anlatmaya çalışıyorum. Bazen de birilerine neden kendimi daha iyi anlatamadım diyorum. Fırsatlar elimden kayıp gitmiş oluyor. Artık çok geç olduğunun farkında oluyorum. 356 gün sonrasını ne benim, ne de başkasının beklemeyeceğini de biliyorum. Pins and needles dinlemek hiçbirşeyi daha güzel kılmıyor açıkçası ( bkz: ser verip sır vermemek ).

Günler kimsesiz de olsa geçiyor işte. Çok fazla kafa yormaya gerek yok sanki bu duruma. Sen düşünürken, geride çok fazla tik-tak sesi bırakmış oluyorsun sadece. Başka hiçbir işe yaramıyor yaptığın şey. Ve ben ne kadar salağım ki, çok fazla günümü bu şekilde harcadım. Biraz ara vermenin vakti geldi.

"Somewhere only we know" hâla aklımda benim. Her geçen gün, gerekli olan cesaretimi toplamaya devam ediyorum. Olur da gün gelip aylarca boş kalırsa bu blog, kimse merak etmesin beni.

Greg Laswell - The One I Love

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder