Saat sabahın altısı olmuş. Yine...Bu aralar pek uyku tutmuyor beni. Uyuyamıyorum işte. Uyumaya çalışsam bile, uzandığım yerde saatlerce duruyorum sadece.
Kafamdan milyonlarca şey geçmiyor belki ama geçenler yeteri kadar yoğun. Artık başımın ağrısına alıştım. Hatta öyle ki; başımın ağrımadığını söylediğim zamanlar, normal bir insanın başının çok rahatsız edici olmadan ağrımasıyla aynı anlama denk geliyor. Herneyse...Bu ağrılar düşündüğümü hissettiriyor kendime. Belki ileride mutlu bile olmaya başlayabilirim bu ağrılarla. Zaten artık şikayetçi bile sayılmam.
Herşeyi kabul etmek o kadar garipki...Savunmak yok. Sadece söylenenleri dinlemek. Bırak söylesinler diyorsun kendi kendine. Gerçeği ben biliyorum...Hikaye dinlercesine dinlemeye başlıyorsun bir süre sonra. Çünkü sana söylenen o şeylerin öznesi olmaktan çıkıyorsun. İş artık öyle bir yere geliyor ki bunuda mı ben yapmışım diye sormaya başlıyorsun kendine. Hayır cevabını aldıktan sonra hikayeyi kaldığı yerden dinlemeye devam ediyorsun.
Çok fazla hikaye anlatıldı bana. Çok fazla ve uzun hikaye. Birçoğunun öznesi ben değildim ama benim dışımdaki hiçkimse bunu bilmiyordu. Uyarmak ya da cevap vermek istemedim. Hikayeler çok güzeldi...Yarıda kesilsin istemedim.
O kişilerin aslında ben olmadığımı biliyordum çünkü eğer her anlatılan olaydaki kişi gerçekten ben olmuş olsaydım kendimden nefret ederdim. O kişi oldukça pislik biri. Ben o kadar değilim. Pislik biriysem bile eminim ki o kadar değilim.
Her anlatılan hikayeden ders çıkarmam istendi. İlk başta anlam veremedim. Ders çıkarması gereken kişi neden hep ben oluyorum diye sordum kendime. Cevap bulamadım. Yani, her seferinde pişmanlık, üzüntü ve ders çıkarma öğeleri bana mı işlemeliydi bilmiyordum.
Sonra anladım ki ben mantıklı konuşabiliyorum. Kendimi kaptırmadan doğrularımı savunabiliyorum. Aslında bu durum kimsenin çok fazla hoşuna gitmiyordu. İstedikleri şey susmam ve dinlememdi...Çünkü çok soğukkanlı gözüküyordum. Bu peşinden umursamazlığı getirmeliydi. Demek ki umursamaz birisiydim. Doğru olan üzüntü seli içinde kaybolup gitmemdi. Bunu yapmıyorsam eğer kötü çocuktum. Bu yüzden de başımı öne eğip her hikayeden ders çıkarmalıydım. Nedeni buydu...
Mantıklı konuştuğum içinde benden hemen, o an anlatılamayanı anlatmamı isterlerdi. Anlatamazdım. O kadar kolay değildi. Çok soğukkanlı gözüktüğüm içinse kimse beni düşünmezdi. Ben açıklama yapması gereken kişiydim. Açıklama yapamadım...O an ''Demek ki mantıklı konuşan biri değilmişsin'' dediler bana. Yine savunmaya kalkışmadım. Biliyordum ki bu cümlenin ardından yeni, hiç duyulmamış bir hikaye daha anlatılacaktı. Bu, beni oyalıyordu...
Nereye kadar gider bilmiyorum bu durum. İnsanlar hikaye anlatmaktan bıkıp ne zaman beni terk ederler hiçbir fikrim yok. Umarım tez zamanda olmaz...
Brandi Carlile - The Story
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder