31 Temmuz 2012 Salı

Temmuz Sen Kocaman Bir Kedisin

'Aylara karşı özel bir ilgim yoktur. Hiçbiri, zaman eskiten canilerden başka bir şey değil. Sadece Aralık ayına karşı bir sempatim var, o da doğduğum ay olduğundan kaynaklanmakta'

İşte yıllardır düşüncelerim bu yöndeydi ama Temmuz ayı işi değiştirdi. Haziran aynın sonlarında karar vermiştim, Temmuz güzel geçecekti. En kötü senaryoları yaşasam bile gülecektim, mutlu olacaktım ve huzura doğru yakınlaşacaktım.

Soyut bir kavramdan yardım beklemek ne kadar doğruydu bilmiyorum ama, Temmuz'un da elimden tutmasını bekleyip, çabalarımın karşılığını vermesini istedim. Sağolsun, karşılıksız bırakmadı beni. Her günüm ayrı bir destansı geçmedi tabii. Sıradan günlerimin sayısı çoktu. Normal akışımda seyir ettim aslında. Tek farkı, mutlu olmayı kafaya takmış olmamdı. Temmuz'a kalan, küçük sürprizlerle beni heyecanlandırmaktı sadece.

Heyecanlandırdı. O kadar güzel sürprizler yaptı ki hem de, ne diyeceğimi bilemez vaziyette, önüme gelene sarıldığım günleri bile yaşadım. İnsanları sevdim, hem de çok sevdim! Herkesi önemsediğim zamanlar oldu. Ben saatlerce konuşurken, sadece kahkahalar atan ve tek kelime dahi etmeyen insana bile kızmadım. Kimbilir, belki de söylediklerime değil de; geniş burun deliklerime, kalın tüyler şeklinde çıkan sakallarıma ya da anlamsız sivilcelerime gülüyordu ama kimin umurunda!

Yıllardır veremediğim o 'lanetli' dersleri verdim mesela. Blog yazmaya başladığımın ikinci gününe konu olan ve tüm lanetlerimi adadığım Fizik dersinden ve Serway'den kurtuldum. Dört koca sene geçti onlarla beraber ama sonunda başardım. Öyle zor şartlar altında başardımki, artık çocuklarıma anlatacağım bir başarı hikayem olduğuna bile inanıyorum.

İşim seneye kalsaydı, asla veremeyeceğim o Diferansiyel Denklemler lanetinden de kurtuldum. Üniversite hayatımda, ilk kez bir hocaya mail atmanın gerginliği, heyecanı ve biraz da utancı vardı ama onu da yaptım. Yazmış olduğum mail, içimi döktüğüm bir mektup gibiydi. O maili saklayacağım.

Kısıtlı zamanlara sığdırmaya çalıştığımız One Love'a gidip, önce 'marjinal' olmadığımıza kesin bir dille karar verdik. Eğlenen insanlara baktık, nasıl da kalabalıklardı öyle. Kızlı erkekli oluşturulmuş harika ortamlar vardı ve biz iki sap, öylece etrafta dolanıyorduk. Sonradan fark ettik eğlendiğimizi, fazlasıyla güldüğümüzü ve dans konusunda pek iyi olmadığımızı. 'Aman efendim şöyle güzeldi, böyle eğlendik' gibi klasik cümleleri kurmayacağım ama sanırım istediğimizi almıştık o festivalden. Biz bize yetiyorduk demeyeceğim ama, iki kişi de oldukça iyi idare ettiğimizi söyleyebilirim. Üzülmesi gerekenler, beni olmasa bile, yanımdaki adamı tanıma fırsatına sahip olamayan o 'marjinal' topluluklar olmalıydı diye düşündüm.

Beynimizi dondurucuya koyup, sadece gülmek istedik tüm Yaz Okulu boyunca. Başardık sayılır bence. Arada ufak gerginlikler olmadı değil ama onlar sıcağa dayanamayıp, ertesi güne eriyip gittiler. Aklımızda kalan, güzel saatler oldu.

Bütün bir ayımı anlatmanın imkanı yok, keşke gözlemci olarak katılabilseydi insanlar. Her anından zevk alırlardı, eminim. Mezun olup, muhtemelen bir daha hiç geri dönmeyecek insanlara son kez bakarken bile, karşılıklı bir şekilde gözlerimizin içi gülüyordu.

Temmuz'um güzel geçerse, kendisine dondurma ısmarlayacağıma dair söz verdiğim birisi vardı. Şimdi o sözü tutmanın zamanıdır.

Evet Temmuz, emin olabilmek için bitmeni bekledim. İkimiz de inat ettik, uğraştık, çabaladık ve ortaya güzel bir ay çıkardık. Bu ayın bütün teşekkürleri sana gelsin.


Şimdi, gel sana bir kahve yapayım. Yanında da krep yeriz. Sessizce oturalım ve son dakikalarının tadını çıkaralım.

The Decemberists - Oceanside

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder