10 Temmuz 2012 Salı

O Vizeyi Ekmekle Sıyırıp Bitir

Bitti tamam. Vize dediğim bu kadardı, geçti gitti, sakin olabilirim. Daha zor olan Euler Denklemi'ni sormak yerine, Tam Diferansiyel Denklem sorduğu için, abartısız yarım saat kalem oynatmadan, mal gibi kağıda bakıp düşünmeye çalıştığım vakitler geride kaldı. Oysa Euler sorsa böyle mi olurdu...Ne olursa olsun kafaya taktım, Diferansiyel'i geçiyorum.

İstanbul beni heyecanlandırıyor çünkü son kez yaz okulu arası uğrayışımı gerçekleştiriyor olabilirim. Bir sonraki gidişimde, geriye yaz okuluna dair hiçbir iz bırakmayacağım. Yaz okulu bitiyor lan, valla bitiyor.

Her yaz okulu bitişi, zamanın ne kadar hızlı geçtiğinin en net kanıtı oluyor benim için. Ne kadar güzel olursa olsun, adı yaz okulu olduğu sürece, hiçbir zaman ısınamayacağım ben bu işe. Hoş, dört sene olmuş, okulu bitirmenin vakti gelmiş, ben hâlâ yaz okuluna alışamamaktan bahsediyorum. Ayıptır ayıp.

Yaşam ünitesi diye bir şey var ve aslında hepimiz ona bağlı yaşıyoruz. Mesela ben, yaşam ünitesi olarak kahveyi seçmiş olabilirim. Şarkıları da refakatçi...

Yanlış şeyler düşünüyoruz. Aklımıza gelmemesi gereken sorunları, aklımıza getirmeden edemiyoruz. Ne salağız, vaktimizi geçirmek için nerelerde yüzüyoruz öyle. En derin okyanusları ayağımıza kadar getirtip, en sığ noktasında oynuyoruz. Boğulmak için ne de talihsiz bir yer...Yüzmekten korktuğumuzu en başında söyleseydik keşke.

Umursamaz günlerimin gözünü seveyim, geri geldiklerinden beri sıkıca sarılıyorum onlara. Yan etki olarak da aptal aptal sırıtıyorum, anlamsız zamanlarda. Ev içerisindeki bakışların, garipleşerek bana doğru döndüğünü hissedebiliyorum ama sorun değil. Umursamaz günler diyorum, yanıbaşımdalar ve çok selamları var.

Ne kadar da aptal olduğunu anlamam için en güzel zamanlar, böyle anlar oluyor. Hatalarım daha cesaretli bir şekilde karşıma çıkıyorlar çünkü onları en huzurlu odalarımda ağırlayacağımı çok iyi biliyorlar.

Sarılmaktan ucu ucuna bahsetmişken, son zamanlarda sarıldığım insanlar vıcık vıcık ve çok yanlış. İstanbul'a gidip, sarılmanın doğruluğunu bulmak istiyorum. Çarşamba akşamı, bunun için fena bir başlangıç sayılmaz.

Vizelerim bittiğine göre, bu kez ders çalışmak için değil, sırf Sakarya'ya inat olsun diye uyumadan geçirebilirim. Yarının ilk dersine yatıya gider, öğleden sonraki dersindeyse İstanbul hayalleri kurabilirim. Yarın akşam çaylar benden İstanbul.

Temmuz şirin bir aymış, bu sene daha iyi tanıdım kendisini. İçini döktü, uzun uzun konuştuk. İnsanların, onu ne kadar yanlış anladığından bahsetti, üzülüyormuş. Çayımızı demledik, aldı mızıkasını eline ve "Hadi mutlu olalım" dedi. Güldük, eğlendik. "Arada içime kapanırsam, yanlış anlama" dedim. Susuk zamanlarımız oldu. Ne de olsa daha yirmi günümüz var, elbet konuşuruz diye düşündü. Anlayışlıdır benim Temmuz'um.

Evi bana emanet etsinler de, sabahlara kadar gitar çalayım. Kendi saçmalıklarımı kendim söyleyip, kendim eğleneyim.

İçime kapandağım ilk gün, yaşam ünitelerinin ne kadar korkutucu olduğunu fark edeceğim ve yine sana koşacağım blog, haberin olsun.

8mm - Nothing Left to Lose

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder