- Ya aslında her şey tam istediğim gibi olmadı. O yüzden tam zevkine vardım diyemem.
- Peki nerden izliyorsun beni ?
- İşte sorunda bu ! İzleyemiyorum ki...Son anda işim çıktı ve izlemeye gelemedim. Neyse ki arkadaşlarım haberdar ediyorlar beni ama emin ol kendi gözlerimle görmeyi çok isterdim.
- Evet sanırım telefonu kapatmam gereken yere geldik...
- Evet bence de...O zaman okulda görüşürüz.
Kafama not düşüyorum...Önceden kazık attığın birisine, daha sonrasında asla güvenmeye kalkışma.
Esma'nın oyunun geldiğimi farketmem tam bir buçuk saatimi aldı. Bir insana ne kadar güvendiğinizin en büyük göstergelerinden biri, onu bir yerde ne kadar bekleyebileceğinizdir. Bir buçuk saatse, ortalama bir güvenden daha fazlasını gösterir. En büyük güven göstergelerinden biri de, yanıldığınızı anladığınız andan itibaren kendinize ettiğiniz küfürlerin ne kadar ağır olduğuyla anlaşılabilir.
Üçüncü kahvemi de bitirip kalkıyorum. Mutsuz değilim...Sadece kendime kızgınım. İnsanları kandırmakta usta olan bir kişinin, nasıl olupta insanlardan bu kadar fazla kazık yemeye başladığını anlamaya çalışıyorum. Yaşlanıyor muyum ? Hayır...Sadece daha fazla insanlar gibi davranmaya başlıyorum, hepsi bu.
Zeynep'i görmem için geriye kalan iki saatimi, boş bir şekilde gezinerek geçiriyorum. Hediyemi zaten aylar önce almıştım. Bu yüzden geriye yapılabilecek hiçbir gerekli iş kalmıyor. Şu anda tamamen anlamsız bir insanım.
Yavaş yavaş ailemle buluşacağım yere doğru giderken telefonuma bir mesaj geliyor. Mesaj çok net..."Kaç !"...Mesajı atan kişiyse Can. Mesajı okuyup, ne anlama geldiğini çözüp kafamı kaldırmamla, en son görmek isteyeceğim kişilerle gözgöze gelmem bir oluyor. Şimdi koşma zamanı...
Bir düşünelim...Eğer ailemi bir kez daha yüzüstü bırakırsam, bir daha onları hiç göremeyebilirim. Kaçmazsam, ölebilirim. Ölürsem, ailemi zaten hiçbir şekilde görmeyeceğim...Kısır döngünün tatlı kuralları, koşmama rağmen yüzümde hafif bir gülümsemeye neden oluyor. Sonunda dahiyane planımı yapıyorum...Kafeye kadar koşup, oraya varana kadar izimi kaybettirmeye karar veriyorum.
İnsanüstü vücutlarına rağmen koşmaktan yorulmayan üç kişinin olması, işimi biraz zorlaştırıyor...Tamam, fazlasıyla zorlaştırıyor da diyebilirim. Yolun sonuna az bir süre kala, henüz planımın işlediği söylenemez. Kafama not düşüyorum...Sanırım kendimden nefret ediyorum.
Tam dört şerit ötede babam, Zeynep ve annem; arkamda beni kovalayan üç tane iri yapılı adam ve yaklaşık yüz, yüz elli metre sağımdan bana doğru koşarak gelirken "Durun ! Yapmayın !" tarzı klasik, durumu engellemeye çalışan cümleleri kullanarak bağıran Can var. Zeynep bana bakıyor ve yüzünde şirin bir gülümseme var. Koşuyor olmasam, duygulanıp ağlayacağım ama şuanda bunun için yeterli vaktim yok. Kardeşini ilk kez gören birisinin düştüğü durum bu kadar boktan nasıl olabilir anlamıyorum. Ne kadar hızlı koşarsam koşayım, yine de gözlerimi Zeynep'ten ayıramıyorum.
Kıvırcık kahverengi saçları, esmer teni ve dört şerit öteden bile belli olan parlak mavi gözleriyle bana bakan bu küçük kız, yıllar sonra çok fazla erkeği peşinden koşturabilecek bir sevimliliğe sahip. Oldukça küçük bir burnu var ve yüzüne çok yakışıyor. Yanakları o kadar tatlı ki, ne kadar oynarsanız oynayın, canınızın hiç sıkılmayacağı türden. Güldüğü zaman ortaya çıkan gamzeleriyse, anneme ne kadar benzediğinin bir göstergesi...
Sağ tarafıma bakıyorum ve yolun boş olduğunu görüyorum. Koşmaya devam ediyorum ve BAM ! Mükemmel bir kaza ! Kafama not düşüyorum...Karşıdan karşıya geçerken, önce sol tarafına bakmalısın.
Birkaç metre sürüklendiğimi hatta uçtuğumu hissediyorum. Acı yok...Sert bir araba kazasında, kurşun yediğinizde, kısacası acı eşiği yüksek olan herhangi bir şeyi yaşadığınızda, acıyı hemen hissetmezsiniz. Bağırmanızın nedeni, o an ki şok etkisiyle verdiğiniz tepkidir. Bu yüzden, düştüğüm yerde biraz beklemem lazım. Bekliyorum...Biraz daha bekliyorum...İşte, şimdi acıyı da hissediyorum ! Mazoşist birisi olsam, eminim ki bu acı tatmin olup boşalmam için yeterli olurdu.
Son gördüğüm şey Zeynep'in gülen yüzünün bir anda şaşkın bakışlarla yer değiştirmesi oluyor. Sonrasındaysa gözlerim yavaşça kapanıyor. Göz kapaklarım o kadar yavaş kapanıyor ki, kendimi göz kırpma anının her bir mikrosaniyesini izliyormuş gibi hissediyorum. Kendimi özel hissetmeme gerek yok. Filmin sonu aynı...Ne kadar yavaş olursa olsun, sonuç olarak göz kapaklarım, gözlerimi kapatıyor. Dayanılmaz acım, gözlerimi kapattığım anda hissedilemez oluyor. Sonrası çok karanlık.
Barış Manço - Dönence
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder