O kadar saçmalama meraklısı olursan, olur olmadık yere yazma hevesini barındırırsan içinde, her konuşmadan bir blog yazısı çıkartmaya çalışırsan, dinlediğin şarkının içinden bir kelimeyi çıkartıp ondan koskocaman bir yazı oluşturmak istersen, dokuzuncu ayında yüzüncü yazını yazarsın tabi...
Yüzüncü yazı...Özel olmalı. Hadi be ordan ! Özelmiş...Yazacağız işte birşeyler. Ordan burdan esinleneceğiz yine...Ya da yok ya, bugün duralım. Sonra bir paragraf yazalım. Ardından tekrar biraz mola verelim. Tekrar yazmaya devam edelim. Böyle gitsin...Evet evet. Böyle olsun bu yazı.
Şunu söylemeden edemeyeceğim ki, yazdığım çoğu yazıyı insanlar üstlerine alma hevesi içinde oluyorlar. Bu benim çok hoşuma gidiyor aslında. Yani işim gücüm yok, ben birşeyleri birilerine anlatabilmek için blog yazıyorum...Ancak bugün, bu yazıyı birisi için yazıyorum gerçekten. Belki de ilk defa özellikle birisi için...Kendim.
Eet diye naralar atıp durulmayı Regina Spektor'la; Surrender dinleyerek boğazımın düğümlenmesini Billy Talent'la; I Love The Rain Most kulağımda yankılanırken yağmuru izlemeyi Joe Purdy'le; Boston'la uzaklaşmayı Augustana'yla; Where I Stood çalarken vazgeçmeyi Missy Higgins'le; Swans'tan kopamazken tüylerimin diken diken olmasını Unkle Bob'la; Tie Up My Hands eşliğinde gözümde geçmişimi canlandırmayı Starsailor'la; The Story beni uyutmazken kırık hayaller kurmayı Brandi Carlile'la ve Comforting Sounds arka fonda beni rahatlatırken umut dolu şeyler düşünmeyi Mew'le sevdim ben...Kayıtlara geçsin isterim. Hâla da çok hoşuma gidiyor. Umarım birgün hepiniz denersiniz. Merak ederim bazen sizin neler hissedeceğinizi.
Zaman gelir, üniversite başlar. Okul demiyorum...Üniversite ! Çok büyük birşey bu. Farkı ortaya koymak adına...Biliyorum çok saçma. Bence de öyle. Yani, yirmi yaşında ki bir insanın ilkokul dördüncü sınıfa gittiğini düşünen fazla kişi yoktur sanırım değil mi ? Herneyse...Bu hafta "üniversiteme" gitmek yerine, bu haftayı en iyi şekilde değerlendirmeye karar verdim. Son haftalar özel olmalı. Herşey çok güzel olmak zorunda. Böylece giderken, geri gelmek için sebeplerim olsun...
Önceki yazılarımdan birinde, son gün sendromundan bahsetmiştim...Bu sendromu normalde dün hissetmem gerekirdi ama zerre kadar hissetmedim. Bu yüzdendir gitmeme nedenlerimden biride aslında. Bizzat kendim tarafından bulunan bu sendromun açıklamasını okursanız eğer, bu kısmı biraz daha net anlayabilirsiniz (bkz: Ocak ayının son yazısı).
Geçen sene çok git gel yaptı bu bünye. Sadece geçen sene değil hatta. Evveliyatında da Ankara-İstanbul arasında mekik dokumuştu..Bu yüzden artık yoruldu. Çok fazla yoruldu. Ardından yaz okuluna gitti. Artık kendini güçsüz hissetti ve gelemedi aynı sıklıkla İstanbul'a. Bir süre sonra da gelmek istemedi zaten. Bünye gitmekten, İstanbul'da özlemekten sıkılmıştı çünkü. Kopuverdi bağlar ama kesin dönüş yaşandığında sıkıca sarıldılar birbirlerine. Birbirlerini gördüklerine çok sevindiler...Eskiye dönüş, fazla uzun sürmedi bu yüzden.
Git geller güzeldir aslında...Aynı yol, aynı manzara, farklı şeyler düşündürür size. Gitmeden öncesi, gittiğinde olacaklar...Birçok şeyi düşünmenize şans verir. Aklıma gelmişken, size bir anımı anlatabilirim bu konuda. Meraklısı değilsiniz biliyorum ama lütfen okuyun diye yalvarmadığımı da çok iyi biliyorsunuz.
Çok öncesine dayanan bir anı bu. Ankara zamanlarına kadar giden bir hikaye. Ankara zamanı özeldir benim için. Hiç uğraşmadığım, yapmadığım şeyleri orada yaşadım. İlk defa doğum günümü ailemden uzak geçirdim o sene. Çok fazla bağlandım kaldığım yere ve kişilere. Normalden daha fazla...Bu yüzdendir ki; senenin sonunda, pılımı pırtımı toplayıp tamamiyle oradan giderken ağlayan insanlar gördüm. Onlar da alışmışlardı bana. Olması gerekenden daha zor olmuştu son gidişim...
Tamam, artık hikayeme başlayabilirim. Dönüşüm gece olacaktı. Saat iki gibi filan sanırsam. Herkes yorgun. Gün cuma...Aile bireylerinin hepsi ayakta. Benim için bekliyorlar. Bense ütümü yapıp valizimi hazırlıyorum. Evet, ütümü her zaman kendim yapardım orada. Herneyse...Saatler ilerledikçe önce teyzem, velet kuzenimi uyutmak için odasına çekildi. Eniştem ve diğer kuzenim film izlemeye başladılar (bkz: Se7en).
Yolculuk vakti yaklaştıkça kuzenim yanıma gelip eğer uyursa uyandırmamı istedi. Tamam dedim ama uyandırmayacağımı ikimizde biliyorduk. Otobüsün kalkış saatinden bir saat önce evde eniştem hariç herkes uykuya dalmıştı. Tam istediğim gibiydi bu durum çünkü en kolayı böyle olur diye düşünüyordum. Eniştem geldi ve artık gitmemiz gerektiğini söyledi. Vedalaşmam için teyzemi uyandırdı.
Ayakkabılarımı, teyzemin gözyaşlarını izleyerek giydim. O arada kuzenim de uyandı ve niye uyandırmadığımızı sorarak sitem etti bize. Hepsi benimle terminale kadar gelmek istiyordu ama ısrarla gelmemelerini söyledim. Uyku gözlerinden, gözyaşlarıyla beraber akıyordu çünkü. Tam giderken, velet kuzenimde uyandı. Uzun bir süre bırakmadı beni. Boynuma sarıldı ve öylece kaldı. Geleceğim diye tutturdu. Ne kadar olmaz desekte, henüz dört yaşında olmanın en büyük kozunu kullanarak ağlamaya başladı. Sonuç olarak biri gelmeye yeltenince, herkes gelmek istedi tekrar. Artık karşı çıkamadım ve ailecek terminale gittik.
İlk geldiğim günden, o geceye kadar başımızdan geçen bütün acı tatlı anıları hatırladık beraberce. Terminale geldiğimizde otobüsün rötar yapacağını öğrendik. O an gitmeleri için yalvardım adeta. Hava oldukça soğuktu - ki Ankara'nın soğuğu oldukça meşhurdur - ve herkes biran önce çıkmak için incecik kıyafetlerinin üstüne bir tane mont geçirerek gelmişlerdi. Sonunda ikna oldular...Tek başıma kaldım ve bir saat boyunca otobüsümü bekledim. Son...
Ne olursa olsun, sonların bu kadar özel olması ve her hatırlandığında yüzünde tebessüm bırakmasıdır önemli olan. Bu yüzden önem veririm ben her yolculuğumun öncesine. Bazen gözümde bu yüzden gereksiz yere büyütürüm son günlerimi.
Bitti...Yüzüncü yazımızda böyle olsun bakalım. Sonuna kadar okuyabilene teşekkür etmek gereklidir. Oldukça uzun bir yazı olduğunu kabul etmek gereklidir. Muhtemelen de sıkıcı bir yazı olduğunu...Kimin umrunda canım !
Bandista - Yan Babilon
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder