5 Eylül 2009 Cumartesi

Keyifle...

Keyifli anlar, keyifli anılarla süslendirilmeli...Hazır keyifliyken ve canım birşeyler yazmak istiyorken, size güzel güzel şeyler anlatayım canım. Anılar güzeldir...Kaybetmemeye özen göstermek lazım.

Maybeshewill...Experimental türde müzik yapan bir grup. İlk sıralar dinlemeye "Paris Hilton Sex Tape" şarkısıyla başladım. Evet bu şarkının adı. Yanlış anlaşılmak istemem. Zaten o gün yeterince yanlış anlaşılmışım...Parça inanılmaz hoşuma gitti ve uzun bir süre dinledim. Tabi bu arada msn iletimde "Maybeshewill - Paris Hilton Sex Tape" yazıyor. Benim için sorun yok...Sonunda şarkıyı değiştirdim ve ilk tepki geldi...Yazan mesaj aynen şöyleydi. "Oz son yarım saattir ne yaptığını bilmiyorum ama sanırım listendeki herkes tahmin edebiliyor.". Şaşkınlığın ardından gelen gülme krizi için en uygun anlardan biriydi sanırım o an...Buna benzer birkaç mesaj daha geldi ama geriye kalan herkesin amacı şaka yapmaktı. Aynı esprilere, aynı gülme smiley'sini kullanmaktan oldukça sıkılmıştım...Ama en güzel espri kuşkusuz ki en ciddi olan ve espri yapmayan arkadaş tarafından yapılmıştı.

En fazla yağmur yağdığı zaman ki anımı seviyorum Y şahsiyetiyle. Dakikalarca birbirine şapşal şapşal bakan iki tip insan...Yağmur şiddetini arttırmaktan kendini alamıyor. Rüzgâr biraz daha fazla eserse, yerinde durmakta zorlanacak olan bir şahsiyet var karşımda. Hatta bazen birkaç adım geriye gitmiyor da değil rüzgârla beraber. Ama bu sadece gülmemize neden oluyor. Nedenini bilmeden birbirimize bakmaya devam ediyoruz. Telefon çalana kadar...Telefon çaldığında, yaptığımız şeyin çok güzel olsada uzadığını anlıyoruz ve tekrar gülüp artık Kadıköy sokaklarının içine doğru girmeye başlıyoruz.

Geçenlerde aklıma gelen bir olay bu...Ankara zamanlarında, canımın sıkıldığı nadir anlardan biriydi. Aslında saat henüz sabahın dokuzu filandı sanırsam. Bir dakika bakmam lazım...Saat tam olarak 08:31 imiş. Tarih 25 Mayıs 2007...Her sabah uyanıp dersaneye gitme hazırlığı yaparken en fazla uğraşmam gerek şey saçlarım olurdu. Şekil verebilmek için üç kez arka arkaya yıkadığım zamanları hatırlarım. Neyse sonuçta yirmi beş mayıs sabahı uyandığımda kendime "Neden eğlenceli birşeyler yapmıyorum lan ben ?" diye sordum. Sonuçta "Saç Nasıl Yapılır" adlı, belgesel tadında bir video çektim. Oldukça rezil bir video olmasına karşın aradan geçen iki buçuk saneye rağmen hâla gülüyorum izledikçe. Sponsorum Taft Jöle'ye desteklerinden dolayı bir kez daha buradan teşekkür etmek istiyorum. Her ne kadar hiçbir zaman kullanmamış olsamda...

Sıradaki anı, okuldan bir Y şahsiyetiyle ilgili. Haftalar boyunca yere düşen, ayağı takılan insanlara gülmekten beraber kırıldığımız o kişiyle...Aslında gülmeyi biraz fazla abarttığını söyleyebilirim o kişinin. Hatta her gülme seansının ardından "Ya ben çok gülerim düşene. Tutamıyorum kendimi işte." demesiyle nam salmış birisidir. Söylediğine göre de, kendisi bugüne kadar topluluk içinde hiç düşmemişti. Gün olur devran döner...Öyle de oldu zaten. "Ben seninle konuşmuyorum Ahmet !" dedikten sonra, önden önden yürümeye başlarken önce hafif bir tökezlemeyle sarsıldı ardından yere düştü...Düşerken bile nazik ve narin görünümünü bozmamaya çalışması oldukça eğlenceliydi aslında ama bu kadarla sınırlı kalmadı. Gülmedik...Uzun bir süre gülmedik. Kalkmasına yardımcı oldum, iyi olup olmadığını sordum. Gelen cevap gayet ciddi bir şekilde şuydu..."E hadi gülsenize. Neden gülmüyorsunuz ya ?". Bunun üzerine yarım saat boyunca gülen iki tiple uğraşmaktan sıkılmış olacak ki bizimle bundan sonra konuşmayacağını ve artık gülmeyi bırakmamız gerektiğini söylemişti aynı kişi.

Aslında bu keyifli anı, biraz da iç çektiriyor bana...Sıradaki anım X şahsiyetli kuzenimle alakalı. Binlerce anıdan sadece bir tanesi...Saat gecenin üçü sanırsam. Saatten tam olarak emin değilim ama gece olduğu kesin. Ev biraz kalabalık. Misafirler, akrabalar, arkadaşlar...Herkes uyumuş vaziyette. Birtek ben ve kuzenim ayaktayız. Odaya kapanmış ve oyun oynuyoruz. Fısıldaşmalarla anlaşmaya çalışıyoruz elimizden geldiğince. Oynadığımız oyunu kısaca futbol oyunu olarak nitelendirebilirim. Siz teknik direktör olursunuz, takımınızı kurarsınız, sahaya sürersiniz, maçlarını izler ve başarılı olmasını beklersiniz. Kuzenimin maçı esnasında, sitenin bekçisi düdüğünü üç kere aralıksız ve kısa kısa çaldı ve ben gülme krizine girdim. Sanki, gerçek dünyanın bekçisi, sanal dünyada ki maçın bitiş düdüğünü çalmıştı...Şaşkın bakışlarla bana bakan kuzenim ne olduğunu sorduğunda zar zor konuşabildim. Gülücüklerle beraber "Maç bitti." dedim. O an yeni birşey denedik yaklaşık yirmi dakika boyunca. Fısıldayarak kahkaha atmak...

Lost izleyen birilerine, ileride neler olacağını söylemek çok hoş görüntülere neden olabiliyor. Geçen dönemden bahsedeceğim şimdi. O zamanlar Lost izlemiyordum ve izlemekte istemiyordum. Her ne kadar izlemesemde yanımdaki insanlar sağolsun, izlemem için dizinin ne kadar ilginç olduğunu anlatmak adına tüm dizide ne olduğunu anlatıyorlardı. İzlemiş kadar oluyordum ki zaten bir süre sonra artık ben sormaya başladım ne olup ne bittiğini. Yurtta bir odaya girdim ve X şahsiyetlerinin Lost izlediğini gördüm. Henüz başlarındaydılar ve ben izlememeleri için ikna etmeye çalışıyordum. Tabii ki dinlemediler...Aradan zaman geçti ve heyecanlı yerlere gelinmeye başlandı. Harekete geçmenin vakti gelmişti. Bir anda odayı bastım ve yatakta uzanmış vaziyette diziyi izleyen X şahsiyetlerine, o andan sonra neler olacağını teker teker söyledim. Yatakta, sudan çıkmış balık edasında kıvranmaya başladıklarını gördüm. Bu bana zevk vermeye başladı ve devam ettim. İnlemelerle ve kıvranmalarla beraber "Ya Ozan git ya ! Çık dışarı ! Yeter sus artık ! Oğlum neden böyle yapıyorsun ya !" tarzı cümleler söylemeye başladılar. Çok gaddar bir şekilde güldüğümü hatırlıyorum...Çok büyük bir haz aldığım kesin o an.

Eskiden, yani iki sene ve öncesine kadar annem benim kahve falıma baktığında, görenler birkaç haftaya kadar dünyanın en büyük şahsiyetlerinden biri olacağımı sanardı. Gün geldi ve canıma tak etti. Kahveler bitti, zorla fincan ters çevriltildi ve birkaç dakika sonra fala bakılmaya başlandı. Annem eline fincanı aldı ve tam konuşmaya başlayacakken elinden fincanı aldım. Fincana hiç bakmadan, aramızda şöyle bir diyalog geçti...

Oz : - Anne. Üniversiteyi kazanacağım. Hem de çok iyi bir yer. Birkaç haftaya kadar çok güzel bir haber alacağım. Bir yerde muhtemelen "X" harfi var ve sen şimdi bana içinde "X" harfi olan birini tanıyor musun diye soracaksın. Evet tanıyorum...Tamam onunla kısmetim var. Herşey çok güzel olacak...

Fincan elden alınır ve annem tarafından incelenmee başlanır...

Oz'un Annesi : - E oğlum falında böyle çıkmış ne yapayım yani. Al işte üniversite...Al bak balık var orada. "X" harfide orada gel göstereyim. Kısmetin zaten apaçık. Oz ben sallıyor muyum yani bunu mu demek istiyorsun ? Al bak teyzen baksın bana inanmıyorsan.

Teyze, yaklaşık beş saniye fincana bakar ve ardından...

Oz'un Teyzesi : - Ablam doğru söylüyor Oz. Hepsi var gerçekten.

Daha fazla dayanılamaz ve olay mahali terk edilir...

Salı günü Yolda'yız...Yola hazırlık yapmak lazım. Biraz biraz heyecan yapmak lazım. Çilek Fasulyesi şarkısının benim için söylenmesi adına azıcık uğraş göstermek lazım. Üstada destek vermek lazım. Çok işimiz var çok...Ne yapar ne ederim, sizinle paylaşmayı isterim efendim konser notlarımı. Yine keyifli bir anda, keyifli bir yerde, keyifli bir yazıyla buluşmak üzere, selam eylerim hepinize.

Maybeshewill - In Another Life, When We Are Cats

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder