28 Mart 2009 Cumartesi

Sırlar...

Hayat dersi veriyormuş gibi yazmaktan nefret ettiğimi fark ettim. Kısa süreliğinede olsa buna biraz ara vermek iyi olur. Bir yazar olmak zorunda değilim. İstediğimi yazarım. Şu anda benim sayfamı işgal ediyorsun. Senin ne düşündüğün değil, benim ne yazmak istediğim önemli. Benim canım sırlarla ilgili birşeyler yazmak istiyor ama edebiyat yaparcasına değil. Sadece canımın istediği gibi...

Mesela böyle bazı şeyler vardır...Sır olarak saklamanız gereken. Birde bazı şeyler vardır. Saklamak zorunda olmadığınız hatta söylemek istediğiniz. Ama şu ikinci durum zaman geçtikçe saçma bir hâl alıyor. Söyleyemedikçe yada anlatamadıkça sanki sırmış gibi saklamaya, söylememeye başlıyorsunuz.

Hepimizin sırları vardır kesin. Bu gayet doğal. Önemli olan işin dozunu kaçırmamak sanki. Eğer ipin ucunu kaçırırsan hiçbirşey konuşamaz olursun. Kendini hep saklanırken bulursun uzun bir zaman sonra. Herşeyi sır olarak içimize atmamalı sanki.

Bunun bir sınırı olmalı. Mesela içimizde kırmızı bir şerit olsa ve sakladığımız şeyler arttıkça o kırmızı şeritte yukarı doğru yükselmeye başlasa. Şeridinde geçemeyeceği bir yer olsa. Hayır hayır, önce uyarı vereceği bir yer olması lazım. Mesela şeridi gördüğün cam ilk başta renksizken yükseldikte sararmaya başlasın. Daha sonra camın rengi turuncumsu bir renk alsın yukarılara çıkıldıkça. En sonlara doğru kırmızı olsun camın rengi. Daha sonrası yok. Sır saklamak için ya da sessiz kalmak için yerimiz kalmasa mesela. O anda konuşmak zorunda kalsak. Bazı şeyleri açıklamak zorunda...Böylece o kırmızı şerit tekrar aşağılara doğru inmeye başlasa. Çok saçma bir düşünce lan bu. Saçmaladım sanki ha ? Ama ana mantığı kaptınız dimi çocuklar ? İşte benim akıllı veletlerim.

Böyle birşeyleri söylememeye başlamak zaman geçtikçe o kadar kolay geliyorki insana... Vazgeçmek istemiyorsunuz. Sonra çok tehlikeli bir hâl alıyor. Bir bakmışsınız hiçbirşey anlatmaz olmuşsunuz kişi ya da kişilere. Kötü birşey lan bu...İki taraf içinde.

Yapmayın etmeyin ya...Gelin birşeyleri anlatın. Farkedeceksin ki aslında sır olarak kalmasına hiç gerek yokmuş. Sana diyorum sana. Sen, kek gibi okumaya devam eden. Hâla ne bekliyorsun canımın içi ? Git açıl, birşeyleri anlat gereken kişilere. Ben de anlatacağım gereken kişilere, sır olarak kalmasına gerek olmayan şeyleri. Senin benden ne eksiğin var yahu ? Hadi canım hadi dökül artık.

Yalnız şu son kısmı okuyanlar feci kuşkulanacak ''Ulan bana mı diyor acaba ?'' diye. Ahhahaha güzel güzel. Son kısmı beğendim.

Travis - My Eyes

5 yorum:

  1. Tamam tanan açıklıyorum sırrımı, küçükken Mickey Mouse dergilerinden sticker ve poster çalmıştım... oh be rahatladım vallaha

    YanıtlaSil
  2. Ben de bir sırrımı açıklıyorum o zaman...İki elimde kola bardağı yürüken parkede bacaklarım bir anda birbirinden ayrılmıştı ve balerinler gibi olmuştum. Bilmeyen varsa diye söyleyeyim haha :D

    YanıtlaSil
  3. Hahaha....onu asla unutamam....bilgisayarın başında oturuyorumkapıya doğru bakıyorum ... ordan biri hızlı bir şekilde uçup kayboluyor...süper...

    bir sırrımı daha anlatayım:

    ablamın getirdiği yeni kumaş pantolonu giymiştim ve arabada otururken ne kadar da rahat demiştim...sonra arabadan inince pantolon düştü kıçımdan...meğer arka dikişleri patlamış komple...bilmem var mı hatırlayan

    YanıtlaSil
  4. Ahhhahaha...Pantolonun etiketinde yazan ''trust your trousers'' yazısını unutmamak gerekir...

    tamam tamam sıra bende:

    okulun bahçesinde top oynadığımız sırada top arka bahçeye kaçmıştı. arka bahçeye geçmek için kurduğum dahice(!) plan gereği, koşucam koşucam zıplicam ve duvarın üstünden atlicaktım. Pek başarılı olduğum söylenemez...Koştum koştum zıpladım ve duvardan geri sektim. Unutulmamıştır umarım...

    Yalnız bazı sırlar dışarı çıkmasada olurmuş sanki ya kendimi çok rezil hissettim ahhhaha :)

    YanıtlaSil
  5. Unutulur mu hiç? Hatta duvarın önündeki metal örmeden çotanak diye ses gelmişti....

    Ben de bir tane daha anlatayım:

    balkonda oturup ailece kahvaltı yaparken bir arkadaşın ne kadar sakar olduğundan söz ederken arkadaş "ne alakası var, ben sakar değilim" deyip çatalındaki zeytini çayına düşürmüştü...

    bu benim sırrım değildi ama aklıma geldi... benim sırrım şu:

    kız arkadaşım bizdeyken, üç arkadaş ile ufak bir topla kafa sektirme oynuyorz. Top yüksekten bana gelince, yetişmek için var gücümle sıçradım..fazla zorlamanın getirdiği basınç ile zaaart diye bir ses geldi vücudumun arka bölümünden...bu da yetmezmiş gibi arkamdaki yatağa düşerken kafamı da küüüt diye duvara çarpmıştım... zaaart ve küüüt seslerinin ardından ahahahahahahah muhahahaha gibi sesler geldi... rengim değişti, suspus oldum... kız arkadaşım da bi süre sonra benden ayrıldı...

    YanıtlaSil