4 Mart 2009 Çarşamba

Somewhere Only We Know Vol.2

Yağmur var ve yollarda su birikintileri oldukça fazla. Otobüsten iniyo bizim çocuk. Hatta inmek lafı hafif olur, otobüsün merdiveninden atlıyo söz yerindeyse. Tabi atlamasıyla pantolonunun paçalarının ıslanması bir oluyo...İşte hikayenin başladığı nokta.

Yağmur şiddetini arttırmış vaziyette. Çocuğun yüzünü ilk kez otobüsten indikten sonra görebiliyoruz. Kulaklık, bere, palto...Üzüntü, burukluk, kırgınlık olmazsa olmazlardan tabii ki. Ve bizim çocuğun yüzüne bakınca anlayabiliyoruz kırgın olduğunu birşeylere.

Kaldırımda yürüyor. Yollar artık resmen sel almış vaziyette. Yanından bir araba geçiyo ve üstüne oldukça fazla su sıçratıyo. Yüzünü yerden kaldırmayan çocuk ilk kez o zaman kaldırıyo yüzünü yerden ve arabaya bakıyo. Normalde biran bile düşünmez küfür etmeye başlardı muhtemelen ama bu sefer sadece bakıyo. Gücü kalmamış artık birşeylere kızmaya. Şöyle bi üstüne bakıyo...Sırılsıklam olmuş. Ama fazla umursamıyo. Nasılsa gittiği yerde şık gözükmesini gerektiricek hiç kimse yok. Olması lazımdı aslında, normalde hep birisi olurdu orda...Ama bu sefer yok yanında kimse. Tek başına yürüyo.

Sonra bi minibüse biniyo. Minibüs son durağa gelince biraz düşünüyo, inmeye yelteniyo ama tekrar para veriyo ve bindiği yere geri dönüyo. Ardından tekrar aynı şeyi yapıyo. Bi süre o minibüste vakit geçiriyo. Belli ki gitmek istemiyo gitmeyi planladığı yere. Ve yine belli ki ilk kez tek başına gelmiş buraya ve giderse ilk kez tek başına gidecek oraya. Bunu yapacak cesareti ya da gücü yok.

Vakit öldürmeye devam ediyo...En sonunda minibüsten son durakta iniyo. Adımları çok yavaş, hâla gitmek istemiyo aslında. Ama diğer yandanda ''geri dönsem ne farkeder ki?'' diyo içinden. Çok fazla kararsız, endişeli, düşünceli...Her adım atışında etraftaki insan sayısı azalıyor. 28, 17, 13, 4...Ve onun dışında kimse gözükmemeye başlıyo etrafta.

Tek başına kalıyo...Yürümeye devam ediyo. Bi ağaç görüyo ve yaklaşıyo ona doğru. Birşeyler aramaya başlıyo ve sonunda buluyor. İlk kez o zaman görüyoruz yüzündeki tebessümü. Alt alta dizilmiş çizikler var ağaçta. Ve her biri ikişer çizgiden oluşuyor. Altına bir çizik daha atıyor. Bu sefer tek başına ve yanına ikinci çiziği atıcak olan kişi yok. O ağacın canı bugüne kadar ilk kez bir defa acıyor.

Yavaş yavaş o yere doğru geldiğini anlıyoruz bizim çocuğun. Duruyor...Daha fazla gitmek istemiyor o yere tek başına. Çantasından termosu çıkartıyor, bardağın içine biraz kahve, 3 şeker ve suyu dolduruyor. Devrilmiş bir ağacın üstüne oturup kahvesini içmeye başlıyor. Bitirmesi uzun sürmüyor...Çünkü havanın dondurucu soğuğu ve buz kesmiş yağmur damlaları kahvesini çabucak soğutuyor. Biten kahvesinin ardından yürümeye devam ediyor. Ve işte...Geliyor.

Aslında küçük bir detay içinde olsa yeri biraz tasvir etmek lazım. Ormanlık bir alan, akan bir nehir, kuş seslerinin yanına bugüne özel eklenmiş olan yağmur damlalarının yapraklarla buluştuğu anda çıkardığı ses. Yaşlı ve büyük ağaçlar. Gideceğiniz yolu çok net göremiyorsunuz çünkü ağaç dalları ve bitkilerin yaprakları her yerdeler. Önünüzü kapatıyolar.

Bizim çocuk varıyor gelmesi gereken yere. Aslında gelmeleri gereken yere...Önünü kapatan birçok dal var. Çocuk hafif eğiliyor ve dalları önünden çekiyor. Önündeki manzaraya dalıyor bir süre. Ve bir anda yüzünde inanılmaz bir gülümseme oluşuyor. Şaşkın ama çok mutlu...

Ayaklarını nehire doğru sarkıtmış ve şarkı mırıldanan biri var orada. Kırmızı bir kazak var üstünde ve hemen yanında çıkarmış olduğu montu...Islanmayı seviyo belliki çünkü sırılsıklam olmuş ama hiç şikayetçi değil.

Bizim çocuğa dönüyo ve gülümsemeye başlıyo. İkisi birden gülüyolar ve birbirlerine sarılıyorlar. Bu kez mutlu sonla bitiyor hikaye...

Keane - Somewhere Only We Know

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder