8 Haziran 2014 Pazar

Günah Çıkarma

Duygu aşım eşiğime zaman koymam gerekirse, bir hafta diyebilirim. Sonra mantık sırasını tekrar tamamiyle devralıyor. Durmayı öğretiyor tekrar. Katı kurallarını geri getiriyor. Bir yerlere hapsoluyorsun, herhangi bir yer. Hiç mi tarif edilemeyen bir noktanızda belirmedi, tarif edilemez bir sızı? Hah işte, orası, hapsolduğunuz yer. Mantığınızın, duygularınıza, daha da ileri gitmem gerekirse özünüze zincir vurduğu yer.

Mantığım baş gösterdiğinde, hiçbir farklı tutum içerisine girmeye veya, ne bileyim, hiç mi tek gecelik ilişkileri düşünmenize neden olacak kadar rahatsız edici hâle gelmedi kafanızın içerisindeki binlerce çarpık kelime? Hah işte, öyle şeylere özel olarak gerek duymadım. Hayatımı, günlerimi, en minik saniyesine kadar sürdürmeye devam ettim. Çünkü saklanıyor ya da saklıyorsam, bunu herkese karşı yapmam gerekiyordu. Karakter veya bağ ayırt edemezdim.

İçimi öylesine rahatlatmaya başlıyorum ki, zararlı tarafıma ulaşabilecekleri kadar yakınlaşamadıkları için. Onlar için rahatlatıyorum elbette, yoksa, kendi açımdan her biri rahatsızlık verici sebepler. Saklanmak, kuytu bir köşeye çömelip, yüzümü iki elimle kapatmamı gerektiriyormuş gibi geliyor. 'Neyse ki...' diye başlıyor cümlelerim...veya 'Sakın! Düşünsene...' diyor başka bir ses, omzumu sıkıca kavrayıp. Ne diyorlarsa, harfiyen yerine getiriyorum. Haklı olduklarına sonuna kadar inandığımdan olsa gerek.

"Girme! Yalnızca...biraz daha zaman..."

Bitmeyen, tükenmeyen bir zaman.

Tanrı şahidimdir ki, iyi biri olabilirdim...ve Tanrı şahidimdir ki, insanların akıllarında iyi biri olarak yer edindim. Beni parça pinçik etmelerine, kırıp dökmelerine izin verdim. Yeter ki onlar duyup merak etmesinlerdi, kilitli odalarımdan gelen rahatsız edici sesleri. Ne de olsa, bir haftaydı eşiğim. Sonrasında, gerekeni yapmakta zorlanmazdım.

Kırılmasındı insanlar. Gerekirse benden koşarak uzaklaşmak istesinlerdi ama kırılmasınlardı benim tarafımdan. Yeterince kırılmış parça vardı zaten etrafımda.

Tanrı. Yüce Zeus. Allah. Ulu Odin...hanginiz beni dinliyor iseniz...sizden kutsanmış, günahlarından arındırılmış bir ruh istemiyorum. Yalnızca, günahlarımı bilin istiyorum. Bir ömrü böyle tüketebileceğimi sanıyordum, sanmaya devam edeceğim elbet. Kaç yüz bilmem kaç kişiye daha bürüneceğim bir fikrim yok. Sınırlı zekamla kaç akıl daha kandırabilirim, emin değilim. Ama hiç üzülmüyorum kendime...zerre kanıma dokunmuyor, siyaha bürünmüş perdelerle sarılı bedenimin yalnızca nefes alabiliyor olması.

Geçtiğimiz hafta, tam üç kişiye yağmurun açıklamasını yaptım.

Yağmurdan, şimşeklerden ve gök gürültülerinden korkmayı bırak. Zeus yağdırıyor o damlaları, kimisinin içine üflediği ruhlarla beraber. Mümkün olduğunca fazla damlanın bünyene değmesine özen göster hatta. Toplayabildiğin kadar ruhu topla, şayet kimseler sahiplenmeden buharlaşıp giderse o damla, bir ruhun daha eşine ulaşma şansını öldürmüş olursun. Şimşeğini kullanmak zorundadır Zeus. Verebileceği tek işaret budur çünkü. Şayet şimşeksiz, durgun yağmurlar yağıyorsa, o zaman koruyabilirsin kendini damlalardan. Çünkü öyle vakitlerde hiçbir damla ruhla doldurulmamış demektir.

İçlerinden iki tanesi, gök gürültüsünden korktuğunu söylemişti. Onlara Zeus'la konuşacağımı ve gece vakti göğün sessiz olmasını sağlayacağıma dair söz verdim. Kendisine inanan tek zavallı olduğumu düşündüğünden olsa gerek; Zeus, o iki gecede de göğün ses etmesine izin vermedi.

Imagine Dragons - Demons

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder