"Ah Tijen, ah...Kendimden önce sana diliyorum huzur dolacak olan uykuları. Uyanıyorum uykulardan, hem de defalarca. Kimi zaman ter basmış oluyor ve biliyor musun, yalnızca o vakitler gülümseyebiliyorum.
Kokumdan eser kaldı mı hiç Tijen? Şarkılar benden bahsediyor mu? Gözlerinde canlanıyor muyum hiç? Gülüşünde ukte kalıyor muyum hâlâ? Gözlerinden damlıyor muyum sessiz sedasız? Peki ya üşüdüğünde...üşüdüğünde sarılıyor musun bana?
Yoksa oturmuyor mu artık o koltukta benden bir ruh? Dolmuyor muyum içine, sıcacık kahve yudumlarıyla? Yok mu artık yatağında bana yer?
Her sokak başında arıyorum seni. Bulamam biliyorum. Adım gibi ezberimde oysa bulunduğun her yer. Lakin gelmemi hoş görmezsin, korkuyorum.
Hiç mi haber etmezsin artık bulunduğun yerlerden? Hiç mi gönlün istemez bana dokunmayı? Sol elim değse sağ yanağına tekrar, hiç mi aklından geçirmezsin? Dünyadan korumak istemez misin artık bizi, yorganın altına sığınıp?
Ne olacak şimdi kahvenin eşsiz tadına? Yağmurun tertemiz kokusuna ne olacak? Sıcaklığını hissedebilecek miyim huzurun tekrar? Rengarenk hayaller sarhoş edebilecek mi beni? Ne yaparmışım bunca zaman bilmeden, ne yapacağımı nasıl bileceğim peki?
Hangi kulaklara değdi iç çekişlerin? Ah, hangi kendini bilmez fikirler kırdı kalbindeki inancı? Nedir bilmeden, insan doğasından örnekleri kimler sundu önüne, insanlıktan sakındığımız temizliğimize? Hangi şarkı sözü, hangi mısra, hangi cümle kirletti uzakları yakın kılan huzuru?
Beden miydi bizi var eden? Ne zamandan beri inanır olmuştuk bu yalana peki? Çok daha güzellerini avuçlarına bırakmışken...Sol gözüne benden bir gülümseme, ruhuna benden bir ruh, kulaklarına fısıldanmış sözcükler teslim etmişken ben. Ne olmuştu sanki 'tembel bir cuma'nın gazabına uğramışsak? Ne olmuştu sanki aynı aromanın iki ruhu, birbirinden uzak iki bedene konmuşsa?
Ne kadar uzak olabilirdi ki hem Tijen, bulabilmişse ruhlar birbirlerini? Mesafe dediğin ne kadar sindirebilirdi ki bizi?
Bilirim sen değildin sorumlusu ama iki çocuk anlaşamadı diye, sen niye alıp başını gittin Tijen? Sen neden başıboş
bıraktın buraları? Hatanın büyüğü küçüğü değil de, affedilebileni ve affedilemeyeni olurmuş, bilmez miydin? Biz değil miydik en başta sükûnetimizi korumamız
gereken? 'Gençler daha, hataları olacak elbet' diyemedin mi?
Oysa ben miydim yakan canını Tijen...Ben miydim hayata küstüren? Nasıl şüphe edebildin benden? Nasıl düşebildin bu gaflete? Bilmez miydin seni üzmeyeceğimi, üzecek olursam da bunu ancak farkında olmadan yapabileceğimi. Vaktimiz azken ve hiçbir vakit yeterli olamayacakken, şimdi bu kadarıyla nasıl avunayım ben?
Yalanlar mı söyleseydim güzel kadın? Sırf bu çocuğun yaptığı en iyi iş diye, ona ayak mı uydursaydım? Hiç dinmeyecek huzuru, mutluluğu mu vaad etseydim, etmemiz gereken birçok kavganın olduğunu söylemek yerine? Sözler mi verseydim asla üzülmeyeceğine dair? Çamura dahi beraber batarız demek yerine, hiçbir saatin kötü geçmeyecek mi deseydim?
Yalanlar mı söyleseydim güzel kadın? Sırf bu çocuğun yaptığı en iyi iş diye, ona ayak mı uydursaydım? Hiç dinmeyecek huzuru, mutluluğu mu vaad etseydim, etmemiz gereken birçok kavganın olduğunu söylemek yerine? Sözler mi verseydim asla üzülmeyeceğine dair? Çamura dahi beraber batarız demek yerine, hiçbir saatin kötü geçmeyecek mi deseydim?
Teslim mi oldun Tijen? Kabul mü ettin yenilgiyi? Esir mi aldı aklın seni? Zihninin yarattığı ağır mı bastı, tohumlarca duyguna? Hiç mi karşı koymak istemedin? Kazanacağını bile bile üstelik.
Madem gittin. Madem dönmeyeceksin, uykularımdan ne istersin peki?
Ah...ne de güzel kadındın Tijen.
Mehmet."
Ve sen...ne de naif adamdın Mehmet.
Nilüfer&Badem - İntizar
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder