5 Nisan 2014 Cumartesi

Tek Göz Oda

Bir oda. Tuğladan yapılma bir oda. Demirle güçlendirilmemiş, yalnızca harcı bol olan bir oda.

Ardı arkası kesilmeyen darbeler alıyorsun. Belki canını çok fazla yakmıyor ama duvardan duvara savruluyorsun. Şöyle bir üstünü temizliyorsun. Yeniden ayağa kalkıyor ve odanın ortasına doğru tekrar gidiyorsun ama ne fayda...Yine aynı darbe ve yine duvarda bitiveriyorsun.

Kısır bir döngü içindeymişsin gibi; darbeyi yiyorsun, duvara savruluyorsun, doğruluyorsun ve birkaç adım atıyorsun.

Önce sıvası dökülüyor duvarların. Tişörtüne dökülen kepek misali temizliyorsun seni kirleten sıvayı. Sonra tuğlalar oynamaya başlıyor yerinden, harç tutmaz oluyor yavaş yavaş.

Işık almaya başlıyor oda ve sen nefret edersin gündüz vakitlerinden. Karanlıktır seni tek anlayan. Karanlıktır kalmak istediğin yer. Tuğlalar kırılmaya ve daha büyük delikler açılmaya devam ediyor. Bitmiyor darbeler. Kimi zaman bir dokunuş kadar narin gözüküyor oysa ama işin aslını sen biliyorsun. Zararsız gözüken dokunuşlar, yerle bir edecek kadar kuvvetli dalgalar yayıyor aslında.

İnadın üstünde, kalkıyorsun yerinden. Bazı zamanlar dinlenmen gerekiyor birkaç saniye de olsa ama kalkmayı hep başarıyorsun. Oda artık aydınlığa iyice hapsolmak üzere.

Sendelemeye başlıyorsun. Belki de sol ayağın burkuldu, kimbilir, kırıldı hatta. Çok mu umurunda sanki, 'Sorun değil' diyorsun, 'Sorun değil...yürürüm ben'...

Takdir edilesi bir aptallık bu yaptığın ama değdiğini düşünüyorsun. 'Tuğlaları yeniden yerleştiririz. Bu sefer harcını daha sağlam yaparım. Sıvası mühim değil. Hatta...hatta güzel bir renkle boyarız bu odayı' diye geçiriyorsun içinden. Darbe aldıkça optimist bir avanak oluyorsun.

Ve son darbeyi de alıyorsun. İhtişamı öylesine yüksek ki...sanki yavaş çekimde izliyorsun tüm olup biteni. Tüm naifliğinle, şapşallığın ve aptallığınla kollarını açmış bekliyorsun, etkisinin sana nüfuz etmesini. İşte...ayakların yeniden kesiliyor yerden. Rüzgarı hissediyorsun kısacık saçlarında. Yeniden uzaklaşıyorsun odanın merkezinden. Çarpmayı bekliyorsun duvara ama beklenen vakit gelmiyor. Bu kadar uzun sürmemeliydi diye geçiriyorsun içinden. Derken, kıçının üstüne kapaklanıyorsun, hiçbir yere çarpmadan. Güneş alıyor gözlerini, açmakta güçlük çekiyorsun. Belki de açmak istemiyorsun. İçinde bir korku var. Evet evet, açmak istemiyorsun gözlerini. Ne olduğunu anlaman için gözlerini açmana gerek yok. Devasa boyutlara ulaşmış duvardaki boşluklar, artık savunamaz olmuş seni aldığın darbelere karşı. O kadar büyük açıklar oluşmuş ki, sonunda vücudun ufak kalır olmuş. Ve işte...artık dışarıdasın. Odanın dışında.

Hayatta kalmak için ne kadar da az şeye ihtiyacımız var oysa. Odaklanmak...yalnızca ihtiyacımız olan şeylere. Ancak o zaman güçlü bir duvar ve kalabalık görünen şaşalı ihtiyaçsızlığa karşı üstümüzü kapatacak bir çatı inşa edebiliyoruz. Tuğlalar birer birer yerinden oynasa dahi, yama yapmaya ancak o zaman gücümüz oluyor.

Sakin - Kırmızı Oda

2 yorum:

  1. Bu odada debelenme tasviri Murat Kekilli'nin Çılgın isimli şarkısının klibinden alınmış sizi şikayet edeceğim bari yazının sonuna şarkı diye onu yazsaydınız, çok yazık!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hanımefendi, sizin de fark edeceğiniz üzere orada 'kısa saç' metaforu yapılmış. Murat Bey'in, bahsetmiş olduğunuz ve tek kelimeyle 'epik' olarak değerlendirebileceğim şarkısından bu noktada büyük bir ayrışma durumu baş gösteriyor...Ayrıca da bana öyle tasvirmiş filanmış, artist artist kelimeler kullanmayınız, alırım paçanızı aşağıya. SENSİN LAN TASVİR!

      Arz ederim.

      Sil