Vedalaşma cümleleriyle aram hiç iyi değildir. Bunun son örneğini salı günü yaşadım.
Aslında, insanların iletişim için kullanmış oldukları bazı klasik cümlelere uzun zamanlardır anlam veremeyen birisiyimdir.
Örneğin; neden birisine 'Nasılsınız?' diye sorulduğunda 'Teşekkür ederim, siz nasılsınız?' denirdi? Nasıl olduğumuzun cevabı, teşekkürler olamazdı ki. 'Teşekkür ederim' ismi altında bir ruh hali vardı da, benim mi haberim yoktu yoksa?
'Teşekkür ederim, siz nasılsınız' sorusuna verilen cevap da ilginçti mesela, 'Teşekkürler, ben de iyiyim'...'Ben de'...sanki karşı taraf iyi olduğunu söylemiş ve diğer taraf da aynı duyguları hissettiğini iletirmiş gibi. Oysa ortada öyle bir iddia yokken, 'ben de...' demek çok saçma değil miydi?
Birileri bana nezaketen nasıl olduğumu sorduğunda cevabı şılak diye yapıştırırım ben, 'İyiyim. Siz nasılsınız?'...hiç değilse, sorulan soruya ucu açık bir cevap değil, beklenmesi gereken karşılığı veririm. Buna rağmen, bir aralar bu yaptığımın kabalık olup olmadığını düşünmüştüm. Acaba, nasıl olduğumu söylemek yerine, yalnızca teşekkür mü etmem gerekiyordu?
Sonra; herhangi bir şey sorulduğunda, sorunun yöneltildiği taraf söyleneni anlamamışsa, tepksisi 'Nasıl?' olurdu. Oldukça saçma değil mi? Eğer bir şeyi anlamamışsa insan, 'Efendim?' ya da 'Anlamadım' dememeli miydi? En kabasından 'Ne?' bile diyebilirdi ama 'Nasıl?' karşılığı, modern zamanların nezaket abidesi olma çabasından başka bir şey değildi sanki. 'Nasıl' sorusu belki şaşkınlık ifadesi karşılayabilirdi ama söylenen cümle anlaşılmadıysa ve illa naziklikten ölmek kafaya takılmış ise 'Pardon, dediğinizi anlayamadım' denilebilirdi.
Kulaklarıma inanamadığım en dehşet verici soru-cevap karmaşasını ise 'Kaç yaşında?' sorusu çekiyordu. İlkokula giden ufaklıklığı gören komşusu, akrabası veya her kimisi ise, önce bu ufaklığı sever, dudaklarına yayvan ve bir o kadar gereksiz gülümselerinden birini koyar ve o soruyu sorardı, 'Kaç yaşındasın sen şimdi bakalım?'...utangaç çocuğun yerine cevabı, sözcülüğünü yapan anne verirdi ve verilen karşılık hakikaten de dehşet verici olurdu, 'Bu sene ikiye/üçe/dörde geçti amcası/teyzesi'...Böyle bir şey nasıl olabilirdi ki! Alenen, bambaşka bir soruya ait cevabı, çok alakasız bir soruya kullanıyordu insanlar. Verilen cevabın asıl sorusu gayet açık ve net bir şekilde 'Kaça gidiyorsun?' idi. Yoksa bilmiyor muydu analarımız, bizim kaç yaşında olduğumuzu? Ya da, ufacık bedenimize heybet katsın diye miydi tüm bu uğraş. Çünkü, alakasız cevaba verilen karşılık 'Ooo kocaman adam olmuş' olurdu.
Bütün bu karmaşık diyaloglarla uğraşırken, kendimi bu diyalogların içine katamadığımı anladım. Önceleri, klasik bir akış diyagramı yaratmıştım. Esnafla iletişimimde, girerken 'İyi günler/akşamlar' çıkarken ise 'Hayırlı işler' cümlelerini kullanacaktım. Lakin, tekelden alışveriş yaptıktan sonra 'Hayırlı işler' abi diyerek ironinin dibine vuruyordum sanki.
Gel zaman-git zaman, olayları doğal akışına bırakmaya karar verdim. Kimi zaman, giriş bölümünde de, çıkış bölümünde de 'İyi günler/akşamlar' diyordum. Kimi zaman kendimi iyice olaya kaptırıyor ve veda kısmında, karşımdakinin konuşmasına adeta izin vermeyip, 'Teşekkürler. hayırlı işler, kolay gelsin.' diye sıralayıveriyordum.
Aman. Ne olacaktı sanki...Haftanın birçok günü yüzyüze bakıyorduk bu adamlarla. Pek nadir, hatta hayatları boyunca belki de tek sefer görebilecek esnaf tayfası da zaten unutur giderdi.
Velhasılkelam, her şey iyiydi güzeldi. Ancak, salı günü ders bitiminde hocayla devam konusu hakkında konuşmamın ardından 'Sağolun hocam, hayırlı işler' demiş olmam hoş değildi.
Noiserv'in, 'Almost Visible Orchestra' albümündeki parçalarına koyduğu isimlerden bazıları ne güzel. Başlı başına hikaye gibi...zaten müzikleri de, o hikaye gibi şarkı isimlerine, kendi hayal dünyanızdan bir şeyler katmanızı sağlıyor. Bunlardan;
- I was trying to sleep when everyone woke up
- Today is the same as yesterday, but yesterday is not today
- I'm not afraid of what I can't do
- I will try to stop thinking about a way to stop thinking
- Don't say hi if you don't have time for a nice goodbye
- Life is like a fried egg, once perfect everyone wants to destroy it
yalnızca birkaçı.
Noiserv - This Is Maybe The Place Where Trains Are Going To Sleep At Night
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder