12 Mart 2012 Pazartesi

Yolum Saptı, Uğradım

Ankara'da yaşarken, eylem manzaralı bir dersanem vardı benim. Polis abilerimiz, bizim dersanenin köşesinde konuşlanır ve son hazırlıklarını yaparlardı. Arada bir bizimle muhabbet ederler ve "Gençler dikkat edin, sizi de gözaltına almayalım eheheheh" tarzı espriler yaparlardı. Kızılay denince, aklıma gelen iki şey vardı. Birincisi, orada bulunan kafelerin birinden mükemmel denebilecek bir şekilde kovulmamız, ikincisiyse bitmek bilmeyen eylemlerdi.

Sonra o dersane bitti ve ben İstanbul'a döndüm. Ardından insanlar savruldu, bulunamaz noktalara gitti ve yaklaşık beş sene boyunca birkaç kere gidebildiğim Ankara, tam olarak Ankara olmamaya başladı. İsmen bulunduğum şehir 'Ankara' olarak nitelendiriliyordu, ancak 'Ankara' olmasının imkanı yoktu. Tamam lan işte, Ankara'nın çok çok uzaklarında, terk edilmiş bir yerde kalıyordum adeta. Diğer bir deyişle kaldığım yer, gece saat onda kapanıyordu.

Yıllar sonra, sonunda 'gerçekten' Ankara'da olmayı başardım. Şunu farkettim ki, bu beş senelik süreç içerisinde, Tunalı'ya tek bir ayağım dahi adım atmayı başaramamıştı. Kırdım zincirlerimi, Sakarya'nın bağrından kopup Tunalı'ya bile gittim.

Ancak asıl değinmem gereken nokta, Kızılay'ın hiç değişmemiş olması... En son bıraktığım yerde, eylemlerine devam eden çeşitli insanlar topluluğu ve onları kontrol altında tutmak için sürekli olarak hazırda bekleyen polislerin varlığı artık garibime gitmeye başladı. Hayır, yani protesto edecek bir şey bulmayı, böylesine kısıtlı zaman aralıklarında bulmayı nasıl başarıyorlar anlam veremiyorum. Kendilerini tebrik etmekle beraber, biraz durulmalarını ve muhteşem bir geri dönüş planı yapmalarını tavsiye ediyorum çünkü eylemci sayısındaki mutlak düşüş gözlerden kaçmıyor.

İlk Ankara gecemde, kendimi bir anda dayımın yanında, üstelik Jeoloji Mühendisleri Odası'nda bulmuş olmamsa ayrı bir hikayedir. Evet beyler yanlış duymadınız, cuma gecesi rakip kaledeydim. Anladığım kadarıyla adamlar deli içiyor.

Yalnız, aynı gece Sakarya Caddesi'nde bir yere oturduğumuzda, yaşını başını almış bazı kendini bilmez kişilerin "Sakarya'dan kalktın geldin yine Sakarya'ya ha? ehehehe" demesi beni çok üzdü. Olmaz olsun öyle espri anlayışı. En azından, ne bileyim lan, yani bi'süsle espriyi, ne bileyim, bi'renk kat. Ama böyle de olmaz ki güzel amcalarım.

Hazır konumuzla da hiç alakası yokken itiraf ediyorum, Kenan Doğulu'nun Sımsıkı klibinde taktığı kolyenin aynısına sahiptim. Lakin, o kolyenin bana nereden, kimin aracılığıyla gelmiş olduğu konusuysa tam bir sır. Uzmanlar, anaokulundaki 'örtmenlerimden' birinin hediyesi olduğunu söylüyor. Sevilirdim lan ben oralarda.

Ankara, tadına varmama izin vermeyecek kadar hızlı geçirdi günleri ama olsun. Topu topu iki günlük ziyaretimde, elimden gelenin en iyisine yakın bir performans sergilediğimi söyleyebilirim. Ankara güzeldir. Gidilir, sevilir, gelinir ve hemencecik özlenir. İstanbul artık kendine bir çekidüzen verse iyi olur. Bakarsın vizeler biter, bir Ankara otobüsüne daha gözüm kapalı binerim. Harem otobüsü arkamdan öylece bakakalır.

Anaokulu demişken... İlk cinsel ilişki teklifimi anaokulunda aldığımı söylemiş miydim?

Joe Purdy - Make It Up

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder