6 Eylül 2010 Pazartesi

Otuzuncu Baskı

Eğer hayatınızın hiçbir anlamı olmadığını düşündüğünüz dönemlerden birini yaşıyorsanız, tek yaptığınız saate bakmak olur. Dakiksinizdir...Neyi, ne kadar sürede yaptığınızı ve bu sayede zamanın ne kadarını öldürebildiğinizi merak edersiniz.

Saat 17:46...Hiçbir şeyi hatırlamayan birisi olarak, nefret ettiğim şeylerin bir listesini yapmam gerekse, en başa "Kapımın çalması" yazardım. İkinci olarak "Ev telefonunun çalması", üçüncü olarak "Cep telefonunun çalması" ve dördüncü olarakta "Cep telefonuma mesaj gelmesi" olarak devam ederdim...Şimdi yeni bir oyun oynamak istiyorum. Oyunun adı "Hangisi daha hızlı ?". Oyunun kuralı basit. Nefret ettiğiklerim listesinin ilk dört sırasında yer alan maddelerden hangisi ilk olarak gerçekleşirse o kazanır...

Saat 17:58...Sadece on iki dakika sonra kazananımız belli oluyor...Ve bugün hayatımın içine etme konusunda en hızlı davranan seçenek, kapının çalması oluyor !

Saat 18:32...Tam otuz dört dakikalık "Kim, kiminle, nerede, ne zaman, kaç kere ve nasıl sevişti ?" muhabbetinden sonra, Kenan isimli "arkadaşım" benim, anlattığı şeylere sadece gülerek karşılık veriyor olmamdan sıkılmış olacak ki "Tamam, işin aslı şu..." şeklinde bir giriş yaparak, konuşmaya ciddi bir boyut kazandırmaya çalışıyor.

Konuşmasından önce biraz duraksıyor...İlk önce suratındaki gerizekalı ifadeden kurtuluyor...Kaşlarını hafif çatıyor ve otuz dört dakikanın sonunda ilk kez gözlerini benden kaçırarak, önünde duran ve içi vişne suyuyla dolu olan bardağa bakıyor.

- Can bana durumunu anlattı...Daha doğrusu durumunuzu. Ben de bu yüzden ne durumdasın diye seni görmeye geldim. Aslında beni buraya Can yolladı...Seninle konuşmak istiyormuş ve sana bunu iletmemi istedi. Bu gece Can sana bir uğrayabilir mi ?

Aklımdan geçen ilk şey, günümün başka bir otuz dakikasını daha seks muhabbetine ayırmak istemediğim oluyor. Bu yüzden tek şartla Can'ın bana uğramasını kabul ediyorum...

- Can'a söyle, eğer seks dışında konuşacak bir şeyleri varsa uğrasın.

Saat 22:16...Kapı çalıyor ama bu sefer buna neden olan kişi benim. Kapıyı açıyorum ve emin olmak için bir kere "Can ?" diyorum. Karşımda duran kişi nedensiz bir şekilde bana sarılıyor ve her şeyi halledeceğini söyleyip içeri geçiyor.

Saat 22:24...Sekiz dakikalık suskunluğun ardından Can'a ne içmek istediğini soruyorum. Kola istiyor ve bulup bulabileceğim en temiz kirli bardağa kola koyup getiriyorum. Kafama not düşüyorum...Arada bulaşıkları yıkamak önemli ve gereklidir.

Sonunda konuşmaya hazır olan Can, cümlelerin ağzından dökülmesine izin veriyor ve ben dinlemeye başlıyorum.

- Bugün beni okulda gördüğünde ne hissettiğini bilmiyorum ama yüzüme öylece bakıp gittiğin için ne demeliyim bilmiyorum. Belki de en doğrusunu yaptın...

Bundan sonraki kısmı fazla dinlediğim söylenemez çünkü okuldan bahsettiği anda aklıma gelen tek şey, bana yolumu gösteren isimsiz kız oluyor. Kahverengi gözlü, siyah saçlı ve beyaz tenli olan o kızı, geçen sene nasıl bir aptallık yaparak saatlerce buluşma yerinde bekletip dalga geçmiş olabileceğimi düşünüyorum. Ah, bu arada kafama not düşüyorum...İnsanı etkilemek için her zaman, renkli bir göze ve saça gerek yoktur...

Bunları düşünürken, Can konuşmaya devam ediyor...

- Beni yanlış anlama...

İşte o anda irkiliyorum. Bu cümle banaçok tanıdık geliyor ve gergin bir hâlde Can'ın gözlerinin içine bakıp "Sakın bir yere gitme ! Burada bekle !" diyorum...Odama koşuyorum ve dolabıma yapıştırdığım kağıdı yerinden koparıp okuyorum.

"Kahverengi gözlü, uzun saçlı, sadece çenesinde sakal var, sol kulağında iki tane, sağ kulağında bir tane küpe takılı."...Ve işte tekrar buradayım...Her şeyi hatırladığım yerde.

Saat 22:30...Can'ın üstüne hızlıca koşuyorum ve bir yumruk atıyorum. Bir yumruk daha...Bir tane daha...Ve bir tane daha...Konuşmakla vakit harcayamam. Aradan geçen her saniyeyi sadece bu anın gelmesini bekleyerek geçiren birisi için, konuşmak fazlasıyla lüks...

Saat 22:34...Dört dakikanın sonunda yoruluyorum. İşte şimdi konuşabilirim.

- Şimdi, bu evden gideceksin...Ama merak etme, seninle işim daha bitmedi !

Tegan and Sara - The Con

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder