15 Eylül 2010 Çarşamba

Otuz Birinci Baskı

- Ortadan bir anda kaybolup, tekrar tekrar kendini gösteremezsin. Hem, sen salı günleri buraya gelmezdin...Önemli bir şey mi var ?

- Hayır hayır...Ben sadece seni görmek istedim.

- Gördün işte. Hâla yattığım yerden, günümü gün ediyorum.

- Dede...Senden aldığım borcu en kısa za...

- O borç filan değildi...Hem merak etme. Senin en kısa zamanından daha kısa olan bir hayata sahibim.

Cümlelerini tamamlaması uzun sürüyor çünkü konuşacak hâli yok. Attığı kahkahaları bile zorlukla duyuyorum. Kısacası, dedem ölüyor. Uzatmaya gerek yok. Kafama not düşüyorum...Cenaze için kendine siyah bir takım elbise almalısın.

Tüm günümü dedemin yanında geçirdikten sonra Ogün'e sarılıyorum ve özür diliyorum. Tabi, teyzemin bizi izlediğini farkettiğim anda bu kucaklaşmayı sonlandırıyorum. Artık eve gitme ve işe koyulma vakti.

Dışarı çıkmamla, yağmur tanelerinin yüzüme vurması bir oluyor. Yüzümde oluşan istemsiz gülücük, bu durumdan ne kadar fazla zevk aldığımın bir göstergesi olarak dışarıdaki insanlara yansıyor. Yağmurdan zevk alabilmek için üç temel gereklilik vardır...Islanmak, yağmurun sesini duymak ve yağmurla birlikte burnunuza gelen doğanın kokusunu içinize çekmek. Eğer bu üçünü hissedebilecek cesaretiniz varsa kazanırsınız.

Eve gidiyorum ve kahvemi yapıyorum. Elime telefonu alıyorum kanepeme uzanıyorum. Aylar sonra kendimi ilk kez bu kadar rahat hissediyorum...En azından polisi arayan birisi için yeterince rahat...

Polisi aradıktan sonra yarım kalan kahvemi kafama diktikten sonra yatağıma doğru yürüyorum. Masamda dağılmış durumda bulunan notları toparlıyorum. Okumamaya özen gösteriyorum çünkü ne yazdığını ve kafamın yerinde olduğu zaman okursam nasıl hissedeceğimi çok iyi biliyorum. Kafama not düşüyorum...Çöp kutusuna gitmeye üşenmediğin bir zaman, tuttuğun notları atsan iyi olacak.

Okula gidiyorum ve ilk iş olarak Esma'yı aramaya başlıyorum. Aslında bulmam zor olmuyor çünkü gözlerini dikmiş ve hayranlıkla bana bakıyor. Yanına gidiyorum ve konuşmaya başlıyorum. Yaklaşık on beş dakikalık bir konuşmanın ardından ona geçen sene yaptığım şeyi affettirmek için bir şansımın olup olmadığını soruyorum. Bana hayranlıkla bakan birisi olarak tabii ki bana olumlu yaklaşıyor ve ancak beş gün sonrasına, yani çarşamba gününe, yani henüz hiç görmediğim kız kardeşimin doğum gününe müsait olduğunu söylüyor. Kafamda harika bir gün yaratıyorum. Okul sonrası öğlen Esma'yla buluşma ve akşama doğru Zeynep'in doğum günüyle gelen harika bir aile tablosu. Kafama not düşüyorum...En iyi yaptığın şeyi, yani olayları mahvetme yeteneğini sakın çarşamba günü kullanma.

Tegan and Sara - The Con

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder