- Bir şeyler içelim mi ?
- Abi valla hiç param yok. Sen zaten kesin hesabı bana kitlersin...Başka zaman gidelim ha ?
- Yürü lan benle ! Seçim şansın mı var sanıyorsun it ?!
- Bir an için düşünmedim değil...
Ve hayatım tekrar o heyecanlı hâlini almaya başlıyor. Peki ben heyecanlı mıyım ? Hayır...Mutlu muyum ? Hayır...Tekrar o aptal ama mutlu hâlime dönmek ister miyim ? Evet, üç doz aptallık ve yanına iki dilim mutluluk fena olmazdı...
Sonunda büro gibi bir yere geliyoruz ve ben meraklanmaya başlıyorum...
- Abi nereye getirdin sen beni ya ?
- Bürom lan burası benim. Sevdin m ? Temiz...Yani kısmen temiz işlerimi yaptığım yer.
Bu durumun bir iyi bir de kötü yanı var...İyi olan, muhtemelen içeceğimiz kahvelerin parasını ödememe gerek kalmayacak. Kötü olansa, sokaktaki yabancı insanlardan uzaklaşıp boktan bir büroda olmak, yüzümün tekrar yeni bir şekle bürüneceği anlamına gelebilir.
- Eeee ? Kahve mi ?
- Kahve ama ki kaşık atsınlar. Bir de üç şeker. Süt olmasın içinde. Mümkünse karıştırsınlar çünkü kaşığı bardaktan çıkartma konusunda pek iyi değilim. Yanına da iki tane de çikolata.
- Harbi nasıl bir boka battığını anlayamayacak kadar salaksın lan sen değil mi ? Fatma hanım, bize iki çay.
- Abi kahve demi...
- Kes lan ! İşimiz var seninle. Muhabbet etmen için getirmedim seni buraya.
- Abi bak paranı getireceğim Allah belamı versin ki getireceğim. Çok saçma olaylar oldu bu yüzden unuttum senin para olayını. Gerçekten kusura bakma abi...
- Senin paranı istesem, şimdiye kadar gelip alabilir miydim sence ?
- Sanırım alırdın.
- Peki sence neden almadım.
- Hassiktir ! Sende mi hafızanı kaybettin yoksa ?!
- Lan küfür ettireceksin şimdi ama...Seni buraya anlaşma yapmak için getirdim.
- Anlaşma mı ? Tamam anlaşalım abi...
- Bak, benim senin gibi adamlarla işim olmaz. Üç-beş binin peşinde koşacak adam değilim ben.
Fatma Teyze, pardon Fatma Abla, yok Fatma Taşı...Fatma Afeti, Fatma Kayası, Fatma Betonu...Bana doğru yaklaştığı her adımda biraz daha güzelleşen bu hanım kızımız çaylarımızı getiriyor ve bu yüzden konuşmaya biraz ara veriyoruz.
- Başka bir isteğiniz var mı ?
- Yok kızım sağol.
- Aaa, ben selpak alabilir miyim...Salyalarım aktı da...
Salyalarım aktı da mı ?! Sanırım aptal hâlimden geriye sadece hatunlarla flört edemeyen hâlim kalmış. Harika !
- Konumuza dönelim...Dediğim gibi benim senin gibi toylarla normalde işim olmaz.
- E abi ne diye peşimdesin o zaman ?
- Hiç düşündün mü lan, neden benden bir türlü kurtulamıyorsun diye ? Bugüne kadar üç tefeciyi atlatmayı başarmış olan sen, bana defalarca yakalanıyorsun...Garip değil mi ?
- Abi sen benim, onları atlattığımı nerden biliyorsun.
- Fazla vaktim yok...Kısa kesmem gerek. Beni peşine takan kişi bana iki aydır ödeme yapmıyor. O bana ödeme yapana kadar seninle uğraşmak gibi bir derdim yok. Teklifim şu...Gelecek ay bana on beş bin getir ve ben de sana kimin beni peşine taktığını söyleyeyim.
- On beş bin mi, çüş ?!
- Bence o ismi duyduğunda buna değdiğini düşüneceksin. Tamam şimdi siktir git...Rahat bırak beni. Giderken de Fatma Hanım'a asılma, sikerim belanı.
İşte o an söylemek istediğim ama götümün yemediği laf içimde patlıyor..."Benim belam sensin."...
Dışarı çıkıyorum ve dakikalarca hiç düşünmeden yürüyorum. Sonundaysa düşündüğüm tek şey evren oluyor. Ne beni arkamdan bıçaklayıp, hayatımın ağzına sıçan o kişi - ki tabi gerçekten öyle birisi varsa - ne de bir süreliğine kaybettiğim hafızam umrumda değil...Ben sadece evreni sorguluyorum.
Bence en büyük düşmanımız evrendir. Yani düşünüyorum da, evrenin bizim için yaptığı hangi şey bizi gerçekten mutlu etti ? Etrafımdaki insanlar, ruh ikizlerini bulduklarını sanıp evleniyorlar ama birkaç yıl sonra ayrılıyorlar. Kazandığın üniversite, birkaç yıl hatta birkaç ay sonra kabus dolu zamanlar yaşamınıza sebebiyet veriyor. Gerçekten sevmeye başladığınız ve konuşurken heyecandan ne dediğinizi bilemediğiniz o kişi, aslında yüzlerce kilometre uzakta yaşıyor ve onu hayatınız boyunca göremiyorsunuz. Sonunda her şeyinizi anlatabileceğiniz birisini buluyorsunuz ama o kişi, hasta yatağında ölümle sürekli anlaşmalar yapıp bir gün fazladan yaşamaya gayret ediyor. Çocukken sürekli istediğiniz o kardeşe sonunda sahip oluyorsunuz ama onun sizden haberi bile olmuyor. Babanızla konuşurken, tekrar gerçekten o kişi babanızmış gibi hissetmeye başlıyorsunuz ama bu zevki sadece o size ulaşmak istediğinde yaşıyorsunuz. Ve anneniz, karşımda oturup benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan o adamdan çok daha yabancı olabiliyor...
Snow & Voices - Maybe Finland
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder