Vizeler şunu iyice anlamamı sağladı ki, asistan kız bana resmen takmış vaziyette. Durum sandığımdan daha ciddi...Bare ciddi olarak değilde, benimle uğraşmak hoşuna gittiği için takmış olsun bana. Ben artık seni seviyorum asistan. Sen de beni sevsen ha ?
Biz bir köyüz...Şirinler köyüyüz biz ! Hepimiz biriz ! Hep beraber girdik bu okula, hep beraber mezun olacağız ! Çancı yavşaklar gibi değiliz biz ! Onlar bizim köyümüzden değiller ! Biz çalıştık mı hep beraber çalışırız ! Bildiklerimizi birbirimizden saklamayız ! Sen kalırsan, benim içim yanar, ben kalırsam, senin için yanar ! Hepimiz önce birbirimizi düşünürüz biz !..Nasıl konuşma ama...Ulan, üniversitede ki arkadaşlık farklıdır derdim hep ama somut bir açıklamam olmazdı hiç. İşte bu da açıklaması olsun ! İnsan hatırladıkça gururlanıyor ve biraz da duygulanıyor lan. Vizelerden sonra, böylesine vurucu bir konuşma dinledim ya, helal olsun be ! Okurken komik geliyor farkındayım...Hatta dinlerken ben de gülecektim ilk başlarda ama adam çok içten konuştu be ! Öperim seni yanaklarından X şahsiyeti !
Elektrik kesintisi kötü bir şeydir...Evet bunu zaten yıllardır biliyordum. Oz bu ay daha farklı bir şeyi öğrendi...Çevre apartmanlarda elektrik varken, sadece sizin apartmanınızda elektriğin olmaması ve 24 saat boyunca elektriksiz kalmak kötü bir durumdur. O zaman, 7-8 Nisan tarihleri arasındaki tüm lanetler sana gelsin benim biricik apartmanım.
Vize sonrası, bir haftalığına memleketlerine dağılan öğrencilerin dönüşü cidden muhteşem oluyormuş. Kavanoz kavanoz salçalar, kap kap peynirler, henüz alakasını anlayamadığım üçlü priz, turşu, fasulye gibi şeyler, memleketinin bağrından kopup tekrar okumak için okuduğu okulun şehrine dönen öğrencinin eve katkıları olarak değer kazanıyormuş. İnsanın daha çok vize dönemi geçiresi geliyor...Ne dedim lan ben öyle ! Sus Oz Sus ! Rektör...Biliyorum bu blogun fanatiğisin ! O yüzden bu lafımı ciddiye filan alırsın aman deyim ha. Şaka yaptım be oğlum...No more vize dude !
Digiturk'ün ilk ay ücretsiz olarak açtığı kanalları kapatması sonrasında, televizyon izlemek bir süre anlamsız gelebiliyormuş. Bir ay boyunca, salyalarım akarak mymax, dizimax, comedymax gibi kanalları izlemek, sonrasında ne izleyeceğini bilememene sebebiyet veriyormuş. Digiturk, sen ne kadar dakik bir platformsun öyle. Yemedin içmedin, benim bir ayımı doldurmamı mı bekledin ? İnsan alıştıra alıştıra kapatır. Ne o öyle bir anda tüm kanalları kapatmalar filan !
Ev arkadaşının babasının evi ziyaret etmesi garip bir durummuş. Çok konuşan geveze insanları (bkz: muhtemel Oz tanımlamaları) bile derin bir sessizliğe itebiliyormuş. Eğer böyle ziyaretler iki haftaya yakın sürecekse ise derin sessizliğinizin içinde derin bir hüzün duygusu da baş gösterebiliyormuş. Soru...Bir Oz, çok konuşmadan ne kadar dayanabilir ?
Uzun süre bulaşık yıkamamak, sonrasında üşengeçliğe yol açabiliyormuş. Ananızın evinde de olsanız, büyük hırs ve azimle bulaşık yıkamaya devam etmeniz gerekiyormuş ki, ananızın evinden uzaklaştığınızda da bulaşık yıkamaya son sürat devam edebilesinizmiş.
Ev arkadaşınız memlektine gitmişken, siz ev arkadaşınızın arkadaşlarını evinizde konuk ediyorsanız, bu garip bir durum olabiliyormuş. Ancak, belirtmem gerekirki oldukça da eğlenceli...Yeter ki kafa dengi olsunlar ya da kafa dengi olmalarını sağlayabilin. Tabii bu olayın eğlenceli olabilmesi için, içlerinden en az birini daha önceden tanımakta yarar varmış.
Bunun yanında öğrendiğim bir şey daha var...Eğer gelen beş kişiden dördü, iki erkek ve onların kız arkadaşlarından oluşuyorsa, yatak düzeninde size diğer sap olan erkek kalabiliyormuş. Bütün gece aynı yatakta şu lafı duyabiliyormuşsunuz..."Oğlum, adamların kız arkadaşı var yaa.".
Uyandıktan sonra, Radiohead'in Idioteque şarkısını dinleyince, kafan güzel olmuş, uçmuşsun ve başka bir dünyadaymışsın gibi hissedebiliyormşsunuz...Yeteri kadar ot çekmiş kıvamına gelip, beyninizin saçma sapan fonksiyonlar gösterdiğini farkedebiliyormuşsunuz.
"Her ülkeden bir arkadaş !" kampanyası başlatmaya karar veren biri olarak, ingilizcemin daha iyi olması gerektiği kanısına vardım. Hadi elin Finlandiyalısına, Danimarkalısına, İspanyoluna filan ingilizcem yeterli geliyor ama olayın içine Kanadalısı, Amerikalısı, İngilizi karışınca, yazdıkları beş satırlık cümleleri anlamakta ve cevap vermekte güçlük çekiyorum. O zaman bu kampanyanın alt kampanyası olarak, "Her ülkeye yetecek seviyede ingilizce !" diyorum. Kurdelemi keser, kampanyanın açılışını yaparım.
Nisanın son gününde, tam yazımı blogumda görüntülemeye hazırlanırken öğrendiğim şok bir haberle sarsıldım. Uzaktan, çok uzaklardan akrabam olan Y şahsiyetinin tezine göre, rockçı tipi olanlar (bkz: o kişi benmişim) futbolla ilgilenmezlermiş. Ayrıca şunu da belirtmek isterim, bir kızla futbol konuşmak çok heyecanlı oluyormuş. Pozisyonların kritiğini yapmak, araya küfürler serpştirmek cidden eğlencenin dibine vurmanızı sağlıyormuş. Sabah sabah gülmekten mideme ağrılar soktun ya, Allah'ta senin mideni ağrıtsın Y şahsiyeti. Bir iki gün daha kaynaşalım, bugünün hatrına seni öperim yanaklarından.
My Chemical Romance - Headfirst For Halos
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder