14 Nisan 2010 Çarşamba

Cenaze Töreninden Kesitler

Naber blog ? Unuttum sandın seni değil mi ? Unutur muyum hiç ya ! Oğlum çok canım sıkılıyor lan ! Sana "Oğlum" diye hitap ediyorum, kırılmıyorsun değil mi ? Neredeyse iki yıl oldu, herhangi bir cinsiyet belirlemesi yapmadık sana. Sen erkek ol blog ya...Kızlar bu kadar boş muhabbeti çekemez.

Sivrisinek öldürdüğüm günden beri çok depresifim. Hayattan koptum. Sineği tuvalet kağıdından sıyırdım, boş bir kaba koydum, kapıcıdan kürek istedim, apartmanın bahçesine indim ve sineği gömdüm. Bu seramonide kediler bana eşlik etti. Saygı duruşumuzu yaptık ve ben hazırladığım konuşmayı okudum...

"Sinek...Kimileri için sadece hastalık taşıyan, insanları ısıran ve rahatsız eden bir hayvandı o. Benim için değil...Kendisine Hilmi denmesinden çok hoşlanırdı. Arada şakalaşırdık. Bana sürekli ısırayım mı la ısırayım mı? deyip dururdu. Ben de, ısırmazsan adam değilsin der ve ince nüansımı yaptıktan sonra odanın içinde koşturup dururdum. Hızlıydı, çevikti, yakaladığı yerde affetmez ve ısırırdı. O kara gün hâlâ aklımda. Çok sinirliydim...Hilmi neşemi yerine getirmek adına yine ısırayım mı la ısırayım mı derken, ben daha çok geriliyordum. Defalarca Hilmi sus, havamda değilim dedim (Bu sırada bazı kedilerin gözlerinden akan yaşlar beni derinden etkiledi). Durmadı...İlla da ısıracağım demeye devam etti. Hilmi, elimden bir kaza gelecek sus artık dedim. Dinlemedi...Bekle lan burada dedim. Tuvalete gidip üç yaprak tuvalet kağıdı aldım. Son ana kadar onu öldürmeyeceğimden emindi Hilmi. Bu yüzden yerinden hiç kıpırdamadı. Keşke kıpırdasaydın Hilmi...Keşke uçup kaçsaydın (Bu andan sonra, yıllar sonra ağlamaya başladım). Böyle ölmeyi haketmedin sen Hilmi ! En azından tuvalet kağıdıyla ölmek sana yakışmadı ! Keşke mendille öldürseydim seni Hilmi !..Tamamdır arkadaşlar. Gömün gitsin."

Bu konuşma için hazırlanıyordum günlerdir. Sade bir törendi. Havada uçuşan birkaç sineği, törende hazır bulunan kediler kaptı. Hazır başlamışken, onları da gömelim dedik. Hilmi'nin helvasını yedik ve kalbimizde yaşatmak üzere onu öbür dünyaya yolladık. Mekanın cennet olsun, hınzır sineğim benim.

Törendeki en münasebetsiz olay kuşkusuz ki, kendini bilmez bir kedinin tören esnasında doğum yapmasıydı. Mart ayında başka sokaklardaki kedilerle yatıp kalkan ve mahallede adı kaşara çıkan ismini vermek istemediğim kedi, babasının kim olduğu belli olmayan dört tane yavru doğurdu. Etraftaki yavru kediler, yeni doğmuş kedilerle "Piiiç, piiiç" diye dalga geçmeye başladılar. Yavrucaklar, hayata karşı 1-0 yenik başlamışlardı maça. Ne kadar, sinirle "Kim ulan bu yavruların babası !" diye sorsam da, hiç kimse sahiplenmedi yavrucakları. Anaları kaşar, babaları belli olmayan yavrucaklarsa, henüz hiçbir şeyden haberdar değillerdi.

Sinirlerin gerildiği anda, bahçe katında oturan teyze çıktı ve "Oz yeter artık. Hadi evine git. Bak kediler rahatsız olmaya başladı." dedi. "Acım büyük teyze. Sen anlayamazsın."dedim. "Oğlum biz hergün sivrisinek öldürüyoruz ama senin gibi yasını tutmuyoruz. Sence de biraz b.ku çıkmadı mı bu işin ?" dedi. Yıkılmıştım...70 yaşındaki bir teyzenin ağzına "b.k" kelimesi hiç yakışmıyordu. Ancak konuşmasının ne kadar içten ve samimi olduğunun kanıtıydı kullandığı bu kelime. "Bak eğri oturup doğru konuşalım. Senin de artık vaktin gelmiş hani. Böyle davranırsan gün gelir, mezarını taşıyacak adam bulamazsın teyze!" dememse, tartışmanın dozunu arttırdı ve "S.KTİR GİT LAN BAHÇEMDEN ! S.KTİR GİT, BABANA HABER VERİRİM YOKSA !" cevabını aldım. Bence terbiyesizliğin lüzumu yoktu. Nazik bir şekilde, "Evladım çok rica edeceğim artık s.ktir git." dese ben anlamayacak mıyım yani? Hilmi bunları görse kanatları sızlardı.

Efendim sonuç olarak ölenle ölünmez. Hilmi kalbimizde, Hilmi zihnimizde, Hilmi apartman bahçemizin en yeşil yerinde. Rest In Peace Hilmi...

Lazlo Bane - Superman

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder