3 Nisan 2009 Cuma

Ve Cuma Olur...

Günler geçer, geçer, geçer ve sonunda haftasonuna yaklaşır. Üç haftadır bugünlerde İstanbul'da olmanın vermiş olduğu hafif alışkanlıkla, uzun bir aradan sonra Sakarya'da olunur bugün. Olsun...

Hey child things are looking down...That's OK you don't need to win anyways...Patrick Watson'ın bir şarkısında geçen sözler...Dilime dolandı. Çok hoşuma gidiyor. Gerçekten kazanmak zorunda değilim değil mi ben de ? Elimi tutar birisi değil mi, sürekli tökezlediğim yolda birgün düşersem. Arkasını dönüp gitmez insanlar değil mi benimle alay edip ? Anlayış gösterirler bana değil mi ? Beni bırakıp gitmezler kolayca. Herneyse...

Haftasonum oldukça can sıkıcı ve yoğun geçecek...Vizelerin başlaması garip bir korkunun sarmasına neden oluyor. Hatırlıyorum...İlk blogumu yazmaya başladığım zamanlarda da vizeler yaklaşıyordu ve ilk vizem fiziktendi...Şimdi de öyle...Pazartesi günü ilk vizem fizikten. Merak etme Serway. Artık sana daha fazla lanet yok. En azından şimdilik...

Das Leben Der Anderen filmini izledikten sonra ''Ulrich Mühe Olmak'' diye bir yazı yazmıştım ve orada insanın Bertolt Brecht okuyası geliyor demiştim. O cümleyi kurarken ciddiydim...Bu hafta başında İstanbul'dan gelirken Brecht'in bir şiir kitabını aldım yanıma...Tadı damağımda kaldı. Keşke bitmeseydi o kitap. Keşke hergün birer sayfa okusaydımda bitirmeseydim yanlışlıkla. Keşke kendimi tutabilseydim ve daha fazla okuma artık diyebilseydim kendime. Çok fazla işaretlenmiş şiir ve çok fazla altı çizilmiş dizeler bıraktım kitapta. Küçük bir örnek verelim çizdiğimiz yerlerden.

Yerinde kalır ama alınmış gibi olur yine
Kullanılmaz ama, hep oradadır işte
Sanki yokmuş gibi ama çekip gitmez hiç değilse

Bu kitabın bir farkı var. Her kitapta olduğu gibi 71,171,271.... diye giden sayfalarda Ozan yazmıyor. Çünkü babam bu kitabı anneme adamış sanki. Kitabın ilk boş sayfasınıda 11 Ocak 1986'da anneme yazdığı hoş bir dörtlükle süslemiş. Kitabın adı ''Aşk Şiirleri'' olursa tabii anneme adanması doğal.

Brecht'in özellikle bu kitabını seçmedim aslında. Bizde bulunan iki kitabından, babam bu kitabı tutuşturdu elime. Üstad sonuçta, karşı gelmek olmaz.

Pazartesi günü kaldığım X şahsiyetinde izlenilen Travis konseri beni benden aldı. Ertesi gün yurduma döndüğümde ilk iş o konseri indirmeyi dilemek oldu. Şansıma yurdun henüz boş oluşu konseri bir günde indirmemi sağladı. Açılışta söylenen ilk iki şarkı, Happy To Hang Around ve Re-Offender şarkıları solist Fran Healy'nin ağzından o kadar içten dökülüyor ki...Hatta Re-Offender'ın sonunda ''Adam ağlayacak lan galiba !?!'' filan diyorsunuz...Love Will Come Through'nun o unutulmaz girişi sizi normalden çok daha fazla etkiliyor. 12 Memories albümündeki şarkılar, sanki daha bir hüzünlü söyleniyor.

Neyse...Cuma oldu işte. Uzun bir aradan sonra cuma günü Sakarya'dayım. Merak etme Sakarya senden sıkılmıyorum. Mutluyum seninle daha fazla zaman geçireceğimiz için. Hatta sana şimdi yazmış olduğum bir dörtlüğü yazmak istiyorum.

Çark Caddesinden, Ada Center'ına
Stadından, Tatangasına
Kampüsünden, Resül Dayı'sına
İyi ki varsın Sakarya
Hahahahah çok güzel oldu ya ahhhahah...Seviyorum seni Sakarya. Güldürüyorsun beni. Başbaşa bir hafta geçirelim seninle. Herşeyden uzak. Çok uzak olmasada uzak sonuçta. Biraz dertleşelim seninle...
Patrick Watson - The Great Escape

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder