4 Nisan 2009 Cumartesi

Bak Şimdi N'apıcam Ben

Bu düzgün Türkçe kullanımı yavaş yavaş beni zorlamaya başlasada pes etmeyeceğim. Başlangıç olarak bunu kendime söylemek istedim. Bugün kendimden bahsedeceğim. Evet çok megolamanca gözükebilir ama aslında öyle değil...

Mesela aynaya bakmam ben. Kendi görüntüm hiç hoşuma gitmez. Ailemin beni pohpohlamak adına çocukluktan beri söylediği ''Yakışıklı çocuksun.'' lafı çok komik gelir bana. Sakallarım böyle minik minik çıkar ve çok çirkin bir görüntü oluşturur. Bu yüzden tam olarak çıkmamış sakallarımı bile 2-3 günde bir traş etmek zorunda kalırım. Aynaya da sadece sabahları saçımı yıkarken ve tararken bakarım. Fazlası korkutucu gelir bana.

Saçlarımın tamamını arkadan topladığımda hafif oğlanlara benzerim. Toplu taşıma araçlarında geçen indirim kartını bu yüzden şoför amcalara göstermeye çekinirim. Çok uzun süre bakarsa akli dengesi bozulur ve heran kaza yapabilecek duruma gelebilir diye korkarım. Bu yüzden hemen gösterip çekerim.

Aşırı sakarımdır. Ne zaman ne yapacağım belli olmaz. Bir keresinde fırında ısıttığım pizzayı elimle almaya çalışmıştım. Elim hâliyle yanmıştı ve biranda pizzayı atıvermiştim yere. Üstündeki mısır, zeytin ve küçük salam taneciklere yerlere saçılmıştı. Pizza ikiye ayrılmıştı. Hem pizzayı yiyemedim hemde mutfağın fayanslarını temizlemek zorunda kalmıştım. Bunu gibi daha birçok aptallıkla karışık sakarlıklarım vardır. Bir keresinde ağzımda kola varken gülmeye başlamıştım ve kola burnumdan akmaya başlamıştı. Çok komikti. Evet, evet cidden çok komikti. İğrenç gelebilir ama o an hiç iğrenç değildi.

Aslında konuşmaya çekinirim ama konuşmaya başlarsamda susmak bilmem. Utangacımdır ama çözülürsem yüzsüz adamın teki olurum. Gülmeyi çok severim ve güldürmeyi.

Gülmekten bahsetmişken...Gülmemden nefret ederim. Mongol çocuklara benzerim gülerken. Üst dudağım bir anda saçma sapan bir hâl alır ve oldukça kötü bir manzara oluşturur. Bu yüzden genellikle gülerken ağzımı kapatmaya özen gösteririm. Gülerken suratımda oluşan o kötü görüntünün bir nedeni var tabii. Yine aptallıkla karışık sakarlıklarımdan biriydi. Çocuktum ve dudağımın iç kısmında beni çok rahatsız eden bir yara vardı. Çocuk aklımla biraz soğuğa tutup yarayı uyuşturmayı ve acı vermesini engellemek istedim. Buzdolabının buzluk kısmını açtım ve dudağımı buza koydum. Dudağım yapıştı ve uzun bir süre öyle kaldı. Bir anda çektim ve dudağımdan bir parça orda kaldı. Anlatırken bana çok komik geliyor ama o gün çok acı çekmiştim. Sürekli akan ve durmak bilmeyen kanlar vardı etrafta. Evde kimse yoktu. Kötü bir gündü. Her güldüğümde üst dudağımın o saçma şekli almasının nedeni bu işte.

Özgür olmayı isterim. Tam olarak olmasa bile normalden daha özgür olmayı. Bu yüzden delice seçimler yaparım. Ben ikinci sınıftan itibaren evde yalnız kalmaya başlamışım. Özgür olmayı istememin fitilini ateşleyen olay bu olsa gerek. Mesela dersaneye gitmek için bir sene Ankara'da kaldım. Güzeldi. Denemeye değermiş kesinlikle. Çok güzel anılarım kaldı orada. Ve Ankara'da da normalde hiç yapmayacağım şeyler yaptım. O sene İstanbul'da bir üniversitede okumak istemediğimin kararını verdim. Şimdi Sakarya'dayım. İstanbul'da kalma şansım olmasına rağmen...

Bazen hatta genellikle yanlış şeyler yaparım. Bu yüzden hep geri dönmek isterim zamanda. Bunun imkansız olduğunu bilirim. Hayatıma devam ederim ama bazen bu pek kolay olmaz. Yatarken günüm kötü geçmişse kendime ''Yarın güzel bir gün olacak'' derim ama uzunca bir süre güzel olmaz.

Benden farklı olan insanlarla dalga geçerim kendimce ama o insanlar benden daha mutludur muhtemelen ve beni umursamazlar çünkü beni duymazlar. İnsanlara patavatsızca ''Senden nefret ediyorum.'' diyebilirim. İyi şeyler söylemeye pek alıştırılmamışım. Çoğu kişi hakkında iyi ve güzel şeyler düşünürüm ama bunu genellikle dile getiremem. O kişilerin benimle telepati kurup anlamalarını beklerim. İyi şeyler söylediğimdeyse genellikle yüzüm kızarır, utanırım.

Aslında ciddiyimdir. Hem de çok. Ama kimseye bunu göstermem. Etrafta o kadar ciddi insan varken ben neden onlardan biri olayım ki diye düşünürüm. Bu yüzden sadece gerektiği yerde ciddiyetimi dışavururum.

Genellikle insanar beni anlamaz. Suçu onlara atmak istemem bu yüzden orta bir yol buldum. Beni anlamamalarının iki nedeni var. Birincisi; ben kendimi anlatamam bu yüzden anlamazlar. İkincisi;ben kendimi ifade ederim ama onlar anlayamazlar işte. Aslında pekte anlaşılacak bir çocuk olduğum söylenemez. Bu yüzden de çokta anlatmam kendimi zaten.

Farkındayım, sevilecek bir yanım yok. Bana katlanan insanlara minnettar olmam gerekir hatta belki de. Zaten bunu anlayamadığım için normalden farklı tepkiler veririm. Birisi benimle değişik birşey yapmak istese ''Benimle mi ? Şaka yapıyorsun değil mi ?'' ya da ''Saçmalama ya ne gerek var buna ?'' hatta ''Ne bu samimiyet ki şimdi ?'' gibi değişik ve saçma tepkiler veririm.

Ben böyle yaratılmışım. Bir arkadaşım bana takılırken artık rahatsız olmaya başlamıştım ve biranda ciddileşip ''Üzgünüm, böyle yaratılmayı ben istemedim.'' demiştim. Evet böyle yaratılmayı ben istemedim ama hâlimden şikayetçi değilim. Şikayetçi olmak bir işe yaramaz çünkü. Yani ''Tanrı'ya yollayacağınız yüzüncü kendinizden şikayet mektubunda sizi değiştiriyoruz ! '' gibi bir kampanya olmadığına göre yapabilcek birşeyim yok. Zaten pekte değişmek istediğim söylenemez.

Tamam yeter. Bugün yeterince megolamanlık(!) yaptım. Sussam iyi olacak. Sonra insanlar bu yazıyı okuyup bana hayran(!!) filan kalırlar.

Bu arada dipnot: Yasak meyve yendiğinde, ceza olarak Adem'le Havva dünyanın iki ayrı ucuna gönderildiğinde, Adem o zamanlar bilseydi muhtemelen Surrender'ı söylerdi.

Billy Talent - Surrender

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder