Cuma günü Bolu'ya koşuyorum. Kaçmak ya da saklanmak için değil. Canım istediği için. Ne güzel.
Aslında, salı günü bir delilik yapıp, yeni döndüğüm İstanbul'a tekrar gitmeyi düşündüm. Çünkü ev arkadaşlarımdan biri bu deliliği yaptı ve benim de ortak olmamı istedi. Her şey oldukça makul görünürken kendime geldim ve Sakarya'da kaldım.
Perşembe günü olan dersimin Cuma'ya ertelenmiş olması biraz kalbimi kırdı.
Sonra, perşembe günü okula gitmemeye karar verdim ve kendimi yeniden mutlu ettim.
Boş zamanlarımı, 'eksik şeyler neden eksik?' sorusuna cevap arayarak geçirmek yerine, kitap okuyarak doldurmaya yeniden başladım. Huzur kapımı yakında çalar, hissediyorum. Bu yüzden de çayı her seferinde bol demliyorum.
Bu dinginliğin ne zaman ortaya çıkmaya başladığını az çok hatırlıyor gibiyim. Şubat başıydı. Tek bir insanı, birkaç saniyeliğine görmüş olmak bile yetti sanırım. O günden beri sürüklenip gidiyorum.
Yazmayı yeniden sevdim mesela. Ama buralara yazmıyorum artık. Kendime saklıyorum her şeyimi.
Sivilcelerimin olduğuna bakmayın; içime kapandığım vakitler, o kadar sempatik oluyorum ki...
Birileri mutluluğunu benimle paylaşmayalı uzun zaman olmuş. Bugün, kalıcı kahkahalar atarken anladım.
Ben bazen unutmuyorum. Sinirimi, umuda dönüştürmeyi de başarıyorum hani. Bu yüzden unutmuyorum zaten. Öfkemi büyütmek için değil, beni umutla beslemesi için saklıyorum.
Öfke garip şeydir azizim. Bir kere kontrol edebildiğini anlarsan, sonrasında istediğin şekle sokabilirsin.
Tanımadığım insanları sevmeye çalışmak yerine, anamı babamı daha çok seveyim dedim lan. Bence iyi ettim.
Tempomu koruyorum. Güzel bir duygu.
Mazhar Alanson - Benim Hala Umudum Var
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder